Ana içeriğe atla

Arka sıradakiler

Ben ortaokuldayken hiç anlamlandıramadığım olaylar gerçekleşirdi etrafımda.  Sınıf arkadaşlarım her teneffüste bir araya gelip tezahürat etmeye bayılırlardı.  Arda kalan zamanlarda ise birbirlerinin götüne şaka mahiyetinde parmak atarak eğlenen bu küçük ergenler, hiç sıkılmadan ve kendilerini sorgulamadan yıllarını geçirmiş, hatta zaman zaman beni "tuhaf olan ben miyim acaba?" diye kendimle yüzleşmeye itmişlerdi.

Ben tüm bunları düşünedururken zaman geçmiş ve liseye gelmiştim.  Büyük bir ümitle, geçtiğimiz üç senenin mantıksızlığının kırılma noktası olduğunu hayal ederek gittiğim lisede ise gördüğüm tablo adeta kendi mantıksızlığını yüzüme vurur gibiydi.  Çünkü hiç kimse üç aylık bir yaz tatili sonucunda karakterinde devrimsel değişiklikler yaşayamazdı.


Tezahüratlar artık şekil değiştirmiş belli bir takımdan çok kendi arkadaşlarına veya hocalarına yöneltilmiş bir hale gelmişti.  Metrekare üzerine düşen pandik sayısı ve sivilcelerde ciddi bir artış gözlemlemiştim.

Bizim sınıfta göremediğim (belki de dikkatlice incelemediğim için) fakat bir efsane haline gelmiş bir öğrenci tipi vardır ki düşüncesi bile korkunçtur.

Arka sırada otuzbir çeken çocuk
Tahminimce bu çocuk oldukça çirkin ve ezik bir tip olmalıydı.  Yine de sanmıyorum ki işini görürken etraftaki arkadaşlarını "bakın ne yapıyorum" diyerek uyarsın.  Belki de her ne kadar pislik bir tip olursa olsun, diğer erkeklere şaka yollu pandik atan arkadaşlarından daha mantıklı bir iş yapıyordu.
                                                                                      Masturbasyon sivilce yapmaz,
                                                                                      Sivilce masturbasyon yaptırır.

Ekranlarımızın içinde adeta birer virüs gibi dolaşan, belki de "Hababam Sınıfı" bir zirve noktasıyken bırakılması gereken lise dizileri çevrilip duruyor.  Bu dizilerde pandikçileri veya otuzbircileri görmeniz mümkün değildir.  Senaristlerin bana göre en iyi ve en sinir bozucu kaçış taktiği olan "şarkılı türkülü" bölümler için lise dizilerinde tezahürat sahneleri birebirdir.

Amerikan lise filmlerine baktığımızda hep benzer bir konu işlenmektedir.  Bağırıp çağıran gençler yerine bir ezik tayfa bir de Amerikan futbol takımı popüler gençler vardır.  Ponponluk mücadelesindeki kızların ise en hevesli olduğu şey bu futbolcu gençlere vermektir.

Kemal Sunal'ın "Ortadirek Şaban" diye bir filmi vardı.  Nasıl oluyorsa atletizm, futbol, basketbol ve bilumum
spor dallarında başarılı olan "Erkan" isminde bir adam Kemal Sunal'ın rakibi rolündeydi.  Şimdi diyorum ki biz bu Erkan'ı alalım Türk lisesine yerleştirelim bizim kızlarımız onun yüzüne sıçıyor mu?

Aynı Amerikan filmlerinde az önce bahsettiğim ezik tayfa ise zamanla kendini geliştirip seçkin kişiler olma yolunda ilerlerken bizim "otuzbircimiz" zaman içerisinde sadece attığı posta sayısını geliştirebilir hale gelmektedir.  Demiştim ya "üç ayda karakterlerinde ciddi bir değişim olmaması normaldir" diye, ben bu değişimi yedi sene içinde dahi gözlemleyemedim hiçbirinde.

Lise sonrası aslında beni çok rahatsız eden iki cümle vardır.
"En komik sınıf bizimkiydi."
"Keşke lise hiç bitmeseydi."
Neye veya kime göre komik olduğunu bir türlü çözemediğim o sınıftan çok, liseden sonra olanın üstüne hiçbir şey koymayı başaramamış kişinin liseyi geri istemesi beni ürkütür.

Belki de tamamen bu mantıkla geçtiğimiz yıllarda liselerin dört yıla uzatılması kararı alınmıştır.  Geçenlerde duyduğum bir habere göre ortaokullar da dört yıla uzayacakmış.
Gençlere tavsiyem şudur ki okula giderken pekmezli süt için ki ses telleriniz zarar görmesin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...