Ana içeriğe atla

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm.

Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi.

"Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim." 

İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim sonra bakarsın biraz da çapkınlık yaparım" diye iyice kendimi gaza getirdikten sonra koşarak barlar sokağının yolunu tuttum.

Kadıköy'de sevdiğim nadir mekanlardan birinin barının köşesinde yerimi aldım.  Yanımdaki tabure boştaydı.  Barın diğer uç kısmında üç kız oturuyordu.  Ortalama sayılabilecek iki kız ve çok güzel bir üçüncü pek eğleniyor gibi görünmeseler de, o anda benim de pek bir yardımım dokunamazdı bu konuda.

Müşteriler barmenle uzun uzun muhabbet ederken, ben de barmenle durduk yere ne sohbet edilebileceğini sorguluyordum.  "Olsa olsa, en fazla kokteyl tarifi alınır" diye geçirdim içimden.  Bu sorgulama muhakkak benim yarı asosyalliğimin ürünüydü.
Barmen yanaştı, bir bira söyledim.  Bir yudum aldıktan sonra sigaramı yaktım,  kızlara tekrar göz attım.  Kızlar benim olduğum yöne bakmamak için ortak bir karar almış gibiydiler.  Kaldı ki bana baksalar dahi bir şey yapamazdım.  Damsız alınmayan mekanların kapısına "bunu alabilirsiniz, tamamen zararsızdır" diye fotoğrafımı verseler yeriydi.

Lise döneminde edebiyatla ilgilenmiş her genç gibi ben de Bukowski okuyarak büyümüştüm.  Bukowski'nin yarattığı görkemli seks dünyasını, 18 yaşıma geldiğimde hemen kendimi bir bara atarak atarak, kızlardan birinin gelip benimle konuşmasını beklemiştim.  Bir erkeğin hayatındaki Bukowski etkisi yaklaşık 23 yaşına kadar gitmek bilmiyordu.  Belli bir olgunluğa erişildiğinde ise artık idrak ediyordunuz ki: "Bukowski bunların hiçbirini Kadıköy'de yaşamamıştı."  Benim için de o doğumgünü, bu idrakın başlangıç noktasıydı.

Daha gecenin başları olmasına rağmen şimdiden sıkılmıştım bile.  Birkaç bira içmiştim.  Kimse benimle konuşmuyordu.  Kaldı ki ben de kimseye yanaşmıyor, kendi halimde içip duruyordum.  Kızlar hakkında yanlış bir tespitte bulunmuş olduğuma kanaat getirdim.  Kesinlikle biri ortalama diğer ikisi çok güzeldi.

Mekan artık yarı yarıya dolmuş, bir kısmı ayakta takılıyordu.  Reddedilen erkekleri gördükçe yüreğim parçalandı.  Sonra kendi kendime "yaktın gençliğimizi Bukowski" diye sayıklamaya başladım.  Barmen yeni biramı getirdiğinde önüme "zıkkımlan" der gibi sertçe vurdu.  Her an bir olay çıkartabilecek kadar sarhoş olmam çevrede tedirginlik yaratıyordu.


Derken hemen yanımdan biri: "Skoç, tek buzlu" diye seslendi barmene.  Dönüp sağıma baktığımda kır saçlı, buruş kırış yüzlü bir ihtiyar gördüm.
"Bu yaşta çarpmasın seni dedem" dedim.
"Ben kahvaltıda iki buzlu, geceleri tek buzlu içerim viskimi.  Hem zaten konu bu değil.  Sabahtan beri ne arkamdan konuşup duruyorsun?"
"Bukowski?" dedim.  Başını salladı onaylar bir biçimde:  Bir anda hortlak görmüşe döndüm, betim benzim attı.  "Ama sen ölmüştün?"
"Evet öldüm, ben sadece senin kafandaki Bukowski imgesiyim.  Anlat bakalım neymiş sorunun."
"Ben hayatım boyunca seni örnek aldım, her girdiğin ortamdan hatunları ayıklayıp çıkmandan etkilendim ama şu geldiğim noktaya bak.  Barın köşesinde oturmuş yalnız başıma içiyorum."
"Takıldığın şeye bak.  Yazı oğlum onların hepsi.  Sen fazla moralini bozma.  Koca ömrüm boyunca on kadınla birlikte oldum olmadım.  Bak şu ellerime nasır içinde."
Birden içimi kocaman bir sevinç kapladı.  Nasırlı ellerini kaptığım gibi öpmeye kalkışsam da "tieeyt" diyerek yüzüme bir tokat yerleştirdi.
"Neyse ben helaya kadar gideyim dönünce daha sana anlatacaklarım var" dedi  ve skocunu dikti.  Üzerinden yarım saat geçti  hala gelen giden yoktu.  Benimse kafam iyice olmuştu kalkmaya karar verdim.  Son bir kez kızları kesmeye niyetlendim.  Hiç oralı olmadılar.  Kaldı ki üçü de inanılmaz güzeldi.

Hesabı istedim, altı bira bir skoç yazılıydı.
"Ben skoç falan içmedim arkadaş, içmediğim şeyi ödemem" dedim.  Barmen diretti, ben direttim.
Tam "Skoç değil, imge o imge" derken, işletmeci olduğunu düşündüğüm çam yarması gibi bir adam yanaştı.
"Bir sorun mu vardı beyefendi?" diye sordu kibarca.  Adamı görünce anlık bir ayılma yaşadım.
"Ben bu gece ne bulduysam içmişim anlaşılan" dedim.
Sevimsizce sırıtarak "fazla alkol hoş değil tabii" dedi.
İçtenlikle yüzüne gülmeye çalışarak "tamamen haklısınız" dedikten sonra başımı cüzdanıma eğdim, sessizce "soktuğumun lavuğu" diye mırıldanarak bütün paramı çıkartıp verdim.

O Bukowski'yle hesabım henüz bitmemişti.  Kadıköy sokaklarında deliler gibi savrula savrula yürümeye, bir yandan da "Bukowskiii çık ortaya Bukowskiii!" diye nara atmaya başladım.  Derken evlerden birinin ışığı yandı, genç bir çift cama çıkmış bana bakıyordu.
"Aile var arkadaşım, insan yaşıyor burada" diye bana bağıran genç koca, kısık sesle "sen içeri geç" diyerek hanımını karanlıklara karıştırdı.
"Sen Bukowski misin?" diye sordum.
"Hayır" dedi.
"Siktir git lan o zaman, bana Bukowski lazım" diye sinirlenip bağırdım.
"Bekle lan orda" diyen adam önce pencereyi kapattı, sonra evin ışığını.  Bir dakika geçmemişti ki apartmanın içinden ışık yandı.  Bu ışığı görür görmez başımın belada olduğunu sezip, eve doğru depar atmaya başladım.

Normalde on beş dakikada yürüdüğüm yolu iki dakikada koştum.  Korku halinde insanın yetilerinin sınırlarıyla tanışabileceğini fark ettim.
Artık huzurlu yuvamdaydım.  Yatağıma uzandım, sızmak üzereydim.
Babam geldi, "çok mu içtin?" diye sordu tedirgince.
"Sen Bukowski misin?" dedim.
"Babanım lan ben senin" diye sinirlendi.
"Canın sağolsun" diyebildim güçlükle.
Ve bayıldım.

Yorumlar

  1. ve bayilma kismina bayildim :) Bukowskiii çık ortaya Bukowskiiiiii, allah iyiligini versin kuzum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aaa sen hala gizli gizli okuyor musun oralardan? :)

      Sil
    2. hauha elbette. ama maillerimi kontrol etmemisim ne zamandir bunu farkettim. ;)

      Sil
  2. hahaha çok başarılı :D ben bukowski olamayacağını kabullenmiş nesilden geliyorum sanırım .. zaten bizim nesil de artık bukowski okumuyor pek

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. zaten gençlerimizin gelişimini olumsuz yönde etkilediği için uzak tutmalıyız kendisinden.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram