Ana içeriğe atla

Asansör

Saat henüz sabahın altısı.  Altıncı katta yaşayan Mustafa Bey çağırıyor.  Adamın işi zor tabii.  Her sabah işine yetişebilmek için erkenden kalkıyor.  Henüz üçüncü kattayım.  İçeride pis bir koku var.  Gecenin dördünde, sekizinci kattaki gençlerden Hakan gelmişti.  Baya bir alkol almıştı, yürüyecek hali yoktu.  Haftanın 3-4 gecesi böyle gelirdi apartmana.  Bildiğim kadarıyla iki arkadaşıyla birlikte yaşıyordu.  Apartman sakinleri ne zaman burada karşılaşsalar onlardan konuşup, buranın bir aile apartmanı olmasından söz ediyorlardı.  Belli ki aile apartmanında genç olmak zor bir işti.  Çünkü, konuşulanlara bakılırsa apartman sakinleri,
neredeyse gecenin bir yarısı gençlerin kapısına, ellerinde mızraklarla dayanıp, kurban edeceklerdi.

Körkütük sarhoş olan Hakan, gece kapımı açıp içeri girdiğinde, 8 tuşunu bulmakta zorlanmıştı ve üzerinden çok geçmeden, daha ikinci kattayken her yere kusmuştu.  Kendi katına vardığında ise, suçu üstünden atabilmek için beni 3. kata geri gönderdi.

İki saattir hareket etmiyordum.  Paslanmış gibiydim.  Sabahın altısında Mustafa Bey'in çağırması bütün rahatımı kaçırmıştı.  "Bir kere de altı katı aşağı yürümeyi denesene be adam!" dedim kendi kendime.  Ağır aksak hareket etmeye başladım yukarı doğru.  Altıncı kata vardığımda ise, Mustafa Bey kapımı açtığı anda önce afalladı -henüz uyku sersemiydi- ardından tiksinir bir bakış atarak kapımı kapattı ve aşağı hızlıca yürüdü.

Üzerinden henüz yarım saat geçmemişti ki, zemin kata doğru bir yolculuk yaptım.  Kapıcı içerisini iyice temizledi, belli ki Mustafa Bey uyarmıştı.  Kusmuk kokusundan kurtulduğum için ben de mutluydum tabii.

Kırklı yaşlarda bir ev hanımı olan Fatma Hanım çağırdı sabah saat 10 sularında.  İşin rahatsız edici tarafı ise birinci kata çağrılmış olmamdı.  Yürümekte zorlanılan, en uzun mesafeleri aşabilmek için üretilen beni yormak, onun ne haddineydi.  Elimde olsa, onu aşağı indirirken arıza yapabilmek için her şeyi yapardım.  Maalesef böyle bir şey yaşanmadı.  Rahatlıkla bir kat inip yoluna devam etti.

Saat 1 olmuştu bile.  Apartmanın içinde, posta kutularının başında, yetmişli yaşlardaki Hayriye Hanım duruyordu.  Faturalarına bakmak için durmuş fakat gözleri pek de iyi görmediğinden iş uzadıkça uzamıştı.  Tam o sıralarda sıkılgan ve gergin yapısıyla beni bile yormayı başaran, yirmili yaşlardaki Erkin apartmanın kapısından girmek üzereydi.

Faturaların başındaki Hayriye'yi fark eden genç, apartmana girmeyi geciktirebilmek için oyalandıkça oyalanıyordu.  Hızlıca apartmana girmiş olsa, sadece bir selam verip geçebilecekken, işi o kadar uzatmıştı ki, sonunda yakalandı.  Bu gencin çoğu seferinde, sırf asansörde komşularla başbaşa kalmamak için beş kat yukarı yürüdüğünü bilirim.

Yakalandığı anda, anahtarını bulmaya çalışıyormuş gibi yaptı.  Aslında eli cebinin içinde, anahtarıyla oynayıp duruyordu son beş dakikadır.  İçeri girdi, kapıda bekleyip "asansöre binecek misiniz?" diye sordu.  Hemen ardından Hayriye ile yukarı çıkmaya başladılar.

Aralarında bir diyalog olmamıştı.  Fakat, genç beşinci kata çıkana kadar delirdikçe delirdi.  Katları sayıp duruyordu.  Beşinci kat gelmek bilmiyordu.  Sanki gökdelenin asansöründe gibiydi.  Bir an boğulacak gibi oldu.  O içerdeyken ben de hızlanabilmeyi diliyordum.  Bu kadar gerginlik bana bile arıza yaptırabilirdi.

Saat 3 olmuştu ki sekizinci kattaki gençlerden Cenk çağırdı.  Yanında bir kızla bindi ve eve doğru çıktılar.  Henüz ikinci kattayken Cenk kıza doğru bir hamle yaptı. Belli ki çocuğun asansör fantezisi var ya da gereğinden fazla abaza diye düşündüm.  Kız itekledi, "burda olmaz" dedi.  Zaten yarım dakikada olabilmesi imkansızdı.  Fakat kızın, içersini sevişmeye uygun görmemesi ayrıca üzücü bir ayrıntıydı.  Üzerinden yarım saat geçmemişti ki, kız daireden sinirli bir şekilde çıkıp aşağı indi. Cenk'in erken boşalma sorunu olduğu şüphesiz bir gerçekti artık.

İşte Rıfat Bey de çağırdı sonunda dokuzuncu kattan.  Bu adamın en büyük özelliği apartmandaki bütün dairelerin sahibi olması ve asansörde sigara içmesiydi.  Rıfat Bey tam bir kahvehane adamı.  Öğlen üçe kadar uyur, leş gibi sigara kokar ve ne zaman görsem sinirlidir.  İçeri girdi, bir sigara yaktı, kiracılarından birini aradı fakat telefon içerde çekmediği için birkaç küfür edip telefonu kapadı.  Herhangi bir iş yapmadığından eminim.  Şu haliyle benden daha işlevsiz göründüğü kesin zaten.

Saat 6 gibi Erkin çağırdı tekrar.  Kapıyı açık tuttu bir süre ve ceplerini kontrol etti.  Tam bir eksiği olmadığına karar vermişti ki, bir üst kattan yaşlı komşusu söylene söylene indi.  İçeri birlikte girdiler.  Yaşlı adam, evden çıkan gürültüyü dile getirip duruyor, Erkin ise yalnızca kafasını sallamakla yetiniyordu.

Derken bir sorun oldu.  Ne olduğunu anlayamadım.  İkinci ve üçüncü kat arasında bir yerde hareket edemez oldum.  Belli ki içerdeki gerilimden etkilenmiştim.  Yaşlı adam kalpten gidecekti neredeyse korkusundan.  Erkin ise alarm tuşuna bastı durdu.  Bir süre sonra kapıcı gelip ikisini de kurtardı.

Kapıma arızalı diye bir kağıt astılar.  Gün boyunca hiç kimse yanaşamadı korkusundan.  Herkes küfürler etti bana.  Özellikle en üst katta oturan Rıfat Bay kafayı yedi.  Değiştirilecekmişim galiba.  Gece saat 2 civarı Hakan geldi.  Gene kafası güzeldi.  Üzerimdeki yazıyı zorlukla okudu.  Yine de beni çalıştırmayı denedi fakat başarısız oldu.  Yukarı yürümeye başladı.  Üçüncü kata geldiğinde kustu, rahatladı.  Üçüncü kattakilerle bir problemi olduğundan emindim artık.


Önemli Not:  Bu yazıyı yarıladığım sırada bir arkadaşıma bahsettim konusundan.  Aynı fikirle Çok Güzel Hareketlerde bir skeç yapıldığını söyledi.  Yazımdan soğudum bir süre.  4-5 gün dokunamadım.  Sonrasında yayınlamaya karar verdim ve yazım bitene kadar skeci izlemedim etkilenmemek için.  Neyse nette aradım skeci de bulamadım bulan biri bana link verirse mutlu da olurum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...