Ana içeriğe atla

Eee başka neler yapıyorsun?

"Eee başka neler yapıyorsun?" bana sorulabilecek en acımasız sorudur.  O kadar özet bir yaşantım vardır ki; "evde yemek yapıyorum, arada yazı yazıyorum, gitar çalışıyorum, grup çalışmaları falan işte" geriye bir şey kalmıyor.  Ayrıca beni, karşımdakinin "başka" neler yaptığı gerçekten ilgilendirmiyor olur.  Fakat hepimiz bu soruyla her an karşı karşıya kalabiliriz.  Birkaç kere şahit oldum yanımda birine soruldu bu soru, adam başladı anlatmaya, adeta yıllardır bu soruyu beklemiş gibi: "abi dükkan açtık şimdi. Biliyorsun başkasının yanında çalışacağımıza kendi mekanımızı işletelim dedik. Hem şöyle bir projem var, böyle bir projem var".  Eminim ki karşı taraf öylesine sorduğu bu sorudan öylesine pişman olmuştur ki gece uykuları kaçmıştır.

Aynı zamanda "eee" şeklinde başlayan konuşmalar beni ayrıca germiştir.  Mesela bir kızla buluşmuşum geyiğin durduğu bir nokta yaşanmış ve kız bana "eee başka neler yapıyorsun?" veya "eee anlat bakalım" diyebilir.  İki saattir bir şeyler anlatmış olsam dahi bu soruyla karşılaşabilirim.  "Pardon karıştırdın galiba ben hobi olarak gitar çalmıyorum, benim gerçekten işim bu.  Yani daha da başka bir şey de yapmayı düşünmemiştim" desem de bu beni yaşadığım diyalogda sadece iki dakikalığına kurtarmayı başarabilir.

Bir kız tipi vardır ki beni delirtmekte üstüne yoktur.  Çirkin demek istemem ama yeterince çekici olmayan bir tiptir bunlar.  Genelde makyajsız gezer, hiçbir karşı cinsi etkilememeyi hedef almış gibidirler.  Genelinin bakire olduğunu düşündüğüm bu cins, eğer değilse de hayatının belli dönemlerinde sadece kandırıldığı için, belki senede 1-2 kere seks yapmak zorunda kalmaktadır.  İşte tam olarak bu yaşanamamış cinselliğin sonucu olarak hayattan keyif alamaz olurlar.  Onlar aramızda gezen hayaletler gibidir.

Bundan yıllar önce aynı lisede okuduğum bana aşık, tam da bu cinsten bir kız vardı.  Buluştuk Kadıköy'de muhabbet edelim dedik.  Bilirsiniz kadınlar espritüel erkeklerden hoşlanır gibi bir söylenti vardır.  Yalnız bu kız nasıl olmuş da aşık olmuştu, erkek veya kadın cinsinde birinden hoşlanabilmesi gibi bir durum bile söz konusu olamazdı.  Ölü gibi bir şey vardı karşımda. Yaklaşık bir saat kızla muhabbet ettim aslına bakarsanız bu bir monologdu.  Ben espriler yapıyordum kız ise sadece gülümsüyordu.  Bitmek bilmeyecekmiş gibi bir gündü.

Bir saat geçtikten sonra yavaş yavaş saatler kontrol edilmeye başlandı.  İçimden "nerdeyim ben, ne işim var bu kızla" diyip duruyorum.  Sonrasında derin bir sessizlik oluştu.  Bir saat konuşmuş olan benim artık bütün enerjim nerdeyse tükenmişti.  "Pek sessiz olduk" dedim.  İnsaniyetimden dolayı "konuşsana lan kevaşe" diyemedim.  Kız ise bana "bu sessizliğin sebebi sensin" şeklinde karşılık verdi.  "Kız haklı" dedim içimden, "zaten biz erkeklerin başlıca görevi aralıksız konuşmaktır".  Evet, gerekirse bunu kendi kendimize yapabilmeliyiz.  Ama yine de anlamadığım bir konu var; bu kızın illa ki kız arkadaşları vardır.  Hiç değilse onlarla birşeyler konuşabiliyor olmalıydı.

Bir yandan "Oğlum bugün youjizzde 'bukkake' isminde bir kısa film izledim.  O Japon kadının çektiklerini bir görseydin.  Üzüntüden boşalmamak elde değil." şeklinde erkek arkadaşlarımızla hayvanca konuşan biz, bir kızla buluştuğumuzda da aynı derece insanca muhabbet etmeyi başarabilen varlıklarızdır.  Fakat bu kız sanki sadece kız arkadaşlarıyla dedikodu yapmaya programlanmış gibidir.

Tüm bunları göz önüne aldığımızda aklıma şöyle bir proje geldi.
Operasyonumuzun adı: "Lale"
Alacağım bir şişme kadına Lale ismini koyduktan sonra karşıma oturtup bir saat kadar muhabbet edeceğim.  Kendi kendime aklıma gelen herşeyi anlattıktan sonra bir güzel sevişeceğiz.  Tabii en nihayetinde karşımdaki gerçek bir kadın olmayacak fakat en azından kendi yaratılış amacını yerine tam anlamıyla getirebilen bir varlık olacak.

Mesela ilerde bir gün tekrar bahsettiğim türden bir kızla, cinsini farkedememiş olarak buluşmuş olduğumu düşünelim.  Gene karşımda anlamsız sırıtmalar ve beni dinlemeler oluşmaya başlıyor, hemen ardından "eee başka neler yapıyorsun?" şeklinde bir soru bana yöneltiliyor.
"Dur canım telefonum titriyor...Evet hayatım...Kapıda mı kaldın?...Bekle hemen geliyorum"
"Yaa kusura bakma kız arkadaşım kapıda kalmış eve gitmem lazım acilen" diyerek kızdan acilen uzaklaşabilirim

Bekle beni Lale, günün en güzel esprilerini sana sakladım...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...