Son 7 yıldır öğrencisi olduğum açıköğretim fakültesinde bu yıl ilk kez 2. sınıfa geçmenin haklı gururunu yaşamaktayım. Bana her sene sıkıntı veren şey ise harç yatırma zamanlarını takip etmek, paso çıkartmak, sınavlara erkenden kalkıp gitmek olmuştur. 365 günün toplasanız sadece altısını işgal edebilecek bu işler benim için tam anlamıyla birer işkencedir.
Size geçen gün başımdan geçen bir olayı anlatayım. İnternette harç zamanını öğrenmek için girdiğimde sadece 10 günüm kaldığını gördüm ve hemen ortalığı ayağa kaldırdım. Diğer arkadaşlarımı da arayıp onları da bir güzel telaşlandırdım.
Normalde öğle saatlerine kadar uyumayı pek sevmem ama son birkaç aydır 13:00'dan önce kalkmaz oldum. Harç günü geldiğinde saat 12:30'da babam uyandırdı beni işlerimi halledebilmem için. Söylene söylene kalktım bankaya doğru yol aldım. Özellikle Kadıköy'de olmayan bir banka olmasını istedim sıra beklememek için ve Feneryolu'na kadar gittim harcımı yatırmaya. Veznedeki adam bana "sistemde 'öğrenci tanımsız' yazıyor" dediğinde dünya başıma yıkıldı. "Olmaz öyle şey ben 2. sınıfa geçtim" dedim. Fakat adamın umrunda bile değildi.
Sonrasında bu işi takip etmem lazım diyerek Kartal'a doğru yol alıp açıköğretim bürosunda faydalı bir bilgi vermelerini bekledim. Dışarda geçirdiğim süre boyunca bolca küfür ettim. Büroya ulaştığımda bana 1 ay sonra harç yatırmam gerektiğini ve internetten yanlış okuduğumu söylediler.Sinirli bir şekilde evime doğru yol alırken kaçan uykumu ve dışarda boşuna harcadığım 2 saatimi düşündüm.
Aklıma tek bir manzara geldi.
Eskişehir'de bir ev:
Saat 14:00 olmuş evde bir alarm sesi.
Bilirsiniz kimi telefonlarda farklı saatlere birkaç farklı alarm kurabilme özelliği vardır. Bu çalan da tam olarak öyle bir telefondu.
Her gün saat 16:00'a kadar uyuyan bir adam olarak hayal ettiğim Anadolu Üniversitesi rektörü, özellikle 2 saat erkene alarmını kurmuş bir dakikalığına uyanıp "işte Erkin'in huzurunu kaçırmayı başardım" demiş ve uyumaya devam etmişti.
O gün gergin bir şekilde mal mal dolaştığım Kadıköy'de sigara üstüne sigara yakıp rektörü düşündüm. Kansere bir adım daha yaklaşmamı sağlayan rektör ilk karşılaşmayı kazanmıştı ve son derece huzurluydu.
Söz konusu açıköğretim fakültesi olunca kafamda çok serbest bir imaj uyanıyor. Belki de bu adam "bugün hiç keyfim yok" diyerek işe gitmeyebiliyordur. İş saati gibi bir düzen de yok tabii. Akşamüstü 16:30 civarları okula uğrayıp yarım saatliğine göstermelik çalışıyor da olabilirdi.
Bu haftasonu tahminimce rektör tarafından bir kokteyl verildi. Fakültenin bütün öğretim üyeleri -ki ne ara öğrettiklerini de bilmiyorum, belki de TRT4 yayınlarında sadece- toplanmış ve rektör, galibiyetinin şerefine dostlarına kadeh kaldırmıştı.
"Sevgili dostlarım internette kasıtlı olarak verdiğimiz yanlış bilgi sayesinde Erkin'in bize karşı nefretini kat kat arttırmayı başardık."
Toplu halde kahkahalar atıp bana yaptıklarına içiyorlardı, bundan emindim. Filmlerdeki gibi takım elbiseli kötü adamlar bir kokteylde buluşmuş ve yeni kötülükler planlıyorlardı. Hem bu adamların özel güçleri arasında sinir bozmak ve huzur kaçırmak vardı. Hatta başka bir özellikleri de yoktu.
Kafamda oluşan tek intikam planı Eskişehir'e gitmekle başlıyor. Önümüzdeki pazar sabahı trenle vardıktan sonra doğruca rektörün kapısına gidip, sabah saat 8:00'da zilini 3-5 kere çaldıktan sonra trenle hemen geri döneceğim. Takım elbisesiz arkadaşlarımla içip 1-1'in kutlamasını yaparız belki de.


Yorumlar
Yorum Gönder