Ana içeriğe atla

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K."

Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı?

Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her türlü yabancı kelimeye kendimi hazır tutarak romana başladım ve bitirdim de.  Fakat henüz kitabın 5. sayfasındaydım ki, baş karakterimiz olan Sinclair seğirtmeye başlamıştı bile.

Seğirtmek bir yana da bu seferki romanda ısrarla topraktan burcu burcu koku geldiğini yazmıştı.  Seğirtmek kavramını anca hazmedebilmişken, burcu burcu kokuyu nasıl çözecektim.  Hem sözlükten bakarak anlaşılabilecek bir şey de yok ortada bu sefer.  En fazla burcu:çilek gibi bir açıklama olsa anlayabilirdim.  Kitabımı okurken birden ayağa fırladım ve "bugün Kamuran Şipal yaşantısı sürmeliyim, ancak bu şekilde burcu burcu bir koku duyabilirim" diyerek odama doğru seğirtmeye başladım.

Çabucak üstüme bir şeyler giydikten sonra kendimi sokağa attım ve evimin en yakınındaki çimenliğe doğru yürümeye başladım.  Sağa sola seğirte seğirte yürürken vardığım çimenlikte hiç de burnuma sıradışı bir koku gelmiyordu.  Çok değişik bir manzarayla karşılaştım tam o sırada.  Bir aile, çimenliğin ortasında çarşaf germiş, kendini gizleyerek piknik yapıyordu.  Kamuya açık bir alanda adeta kendi mahremini kurmuş, kimsenin yanaşmasını istemiyordu.  Dayanamayarak yaklaştım ve çarşafın arkasına göz attım.  Çay dolu bir termos ve başörtülü bir kadın gördüm.

Tam o sırada beni fark eden evin beyi yerinden ayaklandı.  Durumdan kendimi kurtarmak için filmlerden öğrendiğim bir numarayla; "Çok alımlı bir karınız var, çok şanslı bir adamsınız" dedim yalandan.  Fakat bu adam filmlerdeki kocalara hiç benzemiyordu.  Daha cümlemin bitmesine izin vermeden yüzüme daha önce hiç görmediğim bir teknikle vurmuş olduğu  yumruğun (sanırım buna "amele yumruğu" deniyormuş, elinin iç tarafıyla yukarıdan aşağıya eğimli yumruk) etkisiyle toprağa yapışmam bir oldu.

Burnumdan ince ince akan kan toprağa yayılırken, birdenbire daha önce hiç duymadığım bir kokuyu duymaya başladım.  Beni burcu burcu kokuyla tanıştırdığı için adamın gözlerinin içine minnet dolu bir bakış attığım anda, hala akıllanmadığımı düşünerek beni akıllandırana kadar dövmeye devam etti.  Evime döndüğümde artık hem akıllı hem de Kamuran Şipal'e bir adım daha yakın bir insan olduğum için çok mutluydum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Oklahoma’da Dehdıgıdık Bölüm 1

Sizlere sitemizin yeni yazarı Jonathan Hızlıtaşak'ı takdim ederim.  Kendisiyle beraber, olağanüstü maceralara attığımız adımları, Sıçüstü Dedektiflik yazı dizisinin içinde yer vereceğiz.  Şimdi sizi, kendisiyle ilk tanıştığım zamanlara götürecek bir hikaye anlatacağım. Mişigın gölü çevrelerinde ufak bir gezinti yaptığım sıralarda onunla karşılaştım.  Gölün kıyısında oturmuş, çalılıklar arasında şiir yazıyordu.  O sıralar, Mişigın gölü yakınlarında bir alabalık restoranında değnekçi olarak çalışıyordum.  Restoranın önünden "biyrun, aile salonumuz var" diyebileceğim bir kişi dahi geçmediğinden, etrafta dolaşıp müşteri avlıyordum. Şaire yaklaştım, "aile salonumuz var" dedim.  "Sen diyorsun ne?" şeklinde karşılık verdi.  Şair olduğu için devrik cümle kurmadan duramıyordu.  O anda kafamda bir ampul yandı.  Onu avlayabilmek için devrik cümleler kurmaya başladım.  "Var alabalık bizde.  Salonumuz aile çok güzel" deyince karşısında büyük...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram