Ana içeriğe atla

Oklahoma’da Dehdıgıdık Bölüm 1

Sizlere sitemizin yeni yazarı Jonathan Hızlıtaşak'ı takdim ederim.  Kendisiyle beraber, olağanüstü maceralara attığımız adımları, Sıçüstü Dedektiflik yazı dizisinin içinde yer vereceğiz.  Şimdi sizi, kendisiyle ilk tanıştığım zamanlara götürecek bir hikaye anlatacağım.


Mişigın gölü çevrelerinde ufak bir gezinti yaptığım sıralarda onunla karşılaştım.  Gölün kıyısında oturmuş, çalılıklar arasında şiir yazıyordu.  O sıralar, Mişigın gölü yakınlarında bir alabalık restoranında değnekçi olarak çalışıyordum.  Restoranın önünden "biyrun, aile salonumuz var" diyebileceğim bir kişi dahi geçmediğinden, etrafta dolaşıp müşteri avlıyordum.
Şaire yaklaştım, "aile salonumuz var" dedim.  "Sen diyorsun ne?" şeklinde karşılık verdi.  Şair olduğu için devrik cümle kurmadan duramıyordu.  O anda kafamda bir ampul yandı.  Onu avlayabilmek için devrik cümleler kurmaya başladım.  "Var alabalık bizde.  Salonumuz aile çok güzel" deyince karşısında büyük bir şair varmışçasına büyülenip, dikkatini bana yöneltti.  "Et beni takip" dediğimde restorana kadar peşimden yürüdü.  İşte o şair Jonathan Hızlıtaşak değildi.

İlginç metotlarla müşteri toplayabildiğimi fark eden patronum beni odasına çağırarak, "evlat, sende büyük bir yetenek, bir lider ruhu var.  Maaşına yirmi ruble zam yapıyorum" dedi.  550 dolar+SSK olan maaşım 550 dolar+20 ruble+SSK olunca bu işte bir terslik olduğunu sezerek işi bıraktığımı söyledim.  Patron, "gitme, iki bin yen vereyim gitme" diye yalvarmaya başladı.  Bacağıma yapışan patronu silkeleyerek uzaklaştırdım.  İşte o patron da Jonathan Hızlıtaşak değildi.

Tek tekerlekli bisikletime binip rastgele bir eyalete gitmeye karar verdim.  Günler, geceler boyu sürdüm.  Yolculuk esnasında canım sıkılmasın diye üç tane topu havada döndürüp duruyordum.  Günlerden bir gün yol boyu dizilmiş kocaman alevli çemberler gördüm.  Biraz daha ilerleyince, içlerinden sırasıyla geçmekte olan bir kaplan ve hemen onun üzerinde bir cüce gördüm.
Cüce beni fark edince "hey, bizim sirke tek tekerlekli üç topçu aranıyor" diye seslendi.  Kendime baktım, aradıkları kişi ben olmalıydım.  "Evet, bana iş lazım" dedim.  Cebinden bir kart çıkartıp bana doğru uzattı.  "Al bak bu bizim kartımız.  Burdan bulursun" demesiyle birlikte kolunu ateşli çembere kaptıran cüce, kartla birlikte gözlerimin önünde yanıp kül oldu.  İşte o cüce, Jonathan Hızlıtaşak hiç değildi.

Birkaç gün içinde kendimi Arizonanın balta girmemiş çöllerinde buluverdim.  Tekerleğim kaktüse takılınca yola yürüyerek devam etmek zorunda kaldım.  Karşıdan sürünerek gelen adama "pardon dostum, buralarda su bulabileceğim bir yer var mı?" diye sorduğumda sinirlenip en yakınındaki kaktüsü yerinden söküp kafama fırlattı.  Seri bir hamleyle canımı kurtardıktan sonra baktı ki kaktüsün içinden üzerine sular damlamış.  Adam minnet dolu bakışlarla bana baktı, suyunu içti.  Ben ise umarsız bir biçimde yoluma devam ettim.  İşte o susamış adam Jonathan Hızlıtaşak değildi.

Halen işsizdim ve yolculuğum bitmek bilmiyordu.  Kaç hafta yürüdüm bilmiyorum fakat kendimi perişan bir halde New York'ta bir sanat galerisinde buldum.  Kapısında "tek gözlüksüz girilmez" yazıyordu.  Hemen anahtarlarımı tutan çemberi yerinden söküp, gözüme yerleştirip içeri daldım.  Birdenbire bütün bakışlar üstüme çevrildi.  Fraklı, ince bıyıklı, tek gözlüklü bir adam -arkada duranlar da pek farklı sayılmazdı- "bayım, papyonunuzu yolda düşürmüş olmalısınız" deyip kahkaha attı.  Arkasındakiler hep bir ağızdan kahkahaya başladı.  Biri yanaşıp, "azizim, bugün nükteli gününüzdesiniz" dedi.  Arkasını dönen fraklı adam şapkasını çıkartıp topluluğu selamladı.  Ben ise kendimi hemen dışarı fırlattım.  O fraklı adamın Jonathan Hızlıtaşak'la hiçbir ilgisi yoktu.

Vahşi batının en vahşi olduğu yer olan Teksas'ta aldm soluğu.  Küçük bir kasabada iş bakmak istedim.  Kasabaya girer girmez kafama arkadan bir taş atıldı.  Kafamı çevirip baktığımda yol kenarında dikilmiş, çekirdek çitleyen üç tane kovboy gördüm.  "Neden böyle bir kabalık yaptınız sorabilir miyim bayım?" dedim.  "Çünkü biz burda yabancıları sevmeyiz!" dedi aralarında en çelimsiz olanı.  "Şerife şikayet edicem oğlum sizi.  Hepiniz siki tuttunuz!" diye ağlayarak şerifin yolunu tuttum.  Arkamdan "şerife sakın gitme, aramızda halledelim bu işi" diye seslendilerse de şerifin kulübesinde buldum kendimi.

-"Merhaba bayım, nasıl yardımcı olabilirim?" diye karşıladı şerif.
-"Üç tane adam kafama taş fırlattı."
-"Neden fırlatmışlar peki sordunuz mu?"
-"Yabancı olduğum için olduğunu söylediler."
-"Bu kasabada yabancı olmak çok ağır bir suçtur, haberiniz yok herhalde."
O sırada şerifin hemen arkasında bulunan "aranıyor" ilanlarına gözüm ilişti.  Aynı kağıdın üzerinde üçünün yan yana resminin olduğunu gördüm.
-"İşte bu adamlar kafama taş attı" dedim.
-"Suçlu görüp yakalamamak daha da büyük bir suçtur kasabamızda.  Üzgünüm bayım, sizi suçluyu yakalamamak ve yabancılık suçlarından tutukluyorum."

Kulübenin içinde, parmaklıklar arkasında günler geçirdim.  Ve evet, beni tutuklayan o şerifin ismi de Jonathan Hızlıtaşak değildi.  Peki kimdi bu adam?  Jonathan Hızlıtaşak kimdi?

Yorumlar

  1. lan olm kimdi okudum yazıyı kıl oldum senmisin yoksam galiba sanırsam:)

    YanıtlaSil
  2. yakında tanıycan heyecanla bekle

    YanıtlaSil
  3. bence hiç açıklama jonathan' ı.. gizemli kalsın daha güzel =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. işte sonunda esrarengiziteden anlayan biri

      Sil
    2. eğer esrar bitecek / bitecek dolayısıyla hikaye, ben istemiyor bitsin..

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...