Ana içeriğe atla

Toplu taşımanın zararları

Güneşin, kavurmayı bırakın, öldürüp bitirdiği bir yaz gününün akşamına doğru, hava ılımaya başlamış, tatlı bir huzur kaplamaya başlamıştı beni.  Mutlu yuvamda oturup müzik dinlediğim sırada telefonumun çalması, bütün huzurumu bir anda kaçırıverdi.  Arayan arkadaşım bir an önce buluşmamız gerektiğini söyleyerek yanına çağırdı.  Hazırlanmam uzunca bir süre aldıktan sonra kendimi evden dışarı atabildim.

Metrobüsle karşıya geçmem gerekiyordu fakat durağa gittiğimde inanılmaz bir kalabalık vardı.  Saatime baktığımda anladım ki iş çıkışı saatiydi.  Aslında saate bakmadan da anlaşılabilecek bir kalabalık vardı ortada.  Bu kadar çok insanın aynı anda işten çıkıyor olması rahatsız edici bir ayrıntıydı.  Bu ayrıntının zararlarını yolculuğum sırasında bolca yaşamıştım zaten.

Sırada kalabalığın durulması için yeni metrobüsler beklerken, arkamda oluşan yeni kalabalığın beni boğmaya başlaması çok da uzun bir süre almamıştı.  Tam en önde durduğumu sanmamla, önümde 3-4 kişinin belirmesi bir oluyordu.  Sonunda binmeye cesaret edeceğim metrobüs geldi, önümde durup kapılarını açtı.  Adımımı atmak üzereydim ki, nereden geldiği belirsiz bir adam, insanları yara yara, önümde iki kolunu açarak kapıyı sadece kendisi geçebilecek şekilde kapattı.  Kafamı bir anda koluna çarpmış olduğum adamdan, bu durumun suçlusu benmişim gibi özür dilemekten de kaçınmadım.  Bu ufak kol darbesinin etkisiyle artık içeride oturacak yer bulamayacağımı idrak etmiş bulunsam da ortalarda bir yerde ayakta dikilmeyi göze alarak metrobüse bindim.

Yakın bir durakta ineceğim için kapıya yakın durmak istesem de dışarıdaki kalabalık üstüme yürüye yürüye beni camın dibine yapıştırmayı başardı.  O andan itibaren aklımda sadece bu kadar insanın arasından geçip nasıl da kapıya ulaşabileceğim sorusu vardı.  İçerisi inanılmaz sıcak olmuştu ve evde yaşadığım o serin huzuru çoktan unutmuştum.  Açılabilecek bir camı olmadığı için sıcağı sonuna kadar hissettiğimiz metrobüste en sonunda arkalardan bir adam dayanamayarak bağırdı.  "KAPTAN KLİMAYI AÇSANA.  İÇERİSİ HAMAM GİBİ OLDU."  Metrobüsümüzün cesur yüreği olarak ilan ettiğim bu 50'li yaşlardaki mert insanın hayatta en katlanamadığı şeyin klimasızlık olduğu belli oluyordu.  Hatta öyle ki; klimasız bir ortamda sinirinden gerçek cesur yürek Mel Gibson'ı bir yumrukla yere serebilirdi.  Şoför de tehlikenin farkına varmış olmalıydı ki,  "Klima zaten açık" diyerek karşılık verdi ayıbını belli etmemek için.  Her nasıl olduysa hemen bu konuşmanın arkasından tatlı bir serinlik yayılmaya başladı içeriye.

Zaman geçiyor, içerisi doldukça doluyordu.  Sıkışıp kaldığım aracın içinde saatime göz atmak istedim, elimi cebime atıp telefonumu çıkarttım.  Henüz 15 dakika geçmişti ve ileride inanılmaz bir köprü trafiği görünmeye başlamıştı.  Telefonumu yerine soktuğum anda sağımda duran kadın şüpheli gözlerle bana bakıp, çantasını diğer tarafına aldı.  Metrobüsün potansiyel hırsızı ilan edildikten sonra, bunları umursamadan kafamda bir melodi canlandırıp sürdürmeye başladım.  Üzerinden bir dakika geçmemişti ki birinin telefonu çalmaya başladı.  Kafamdaki melodiyi tutmaya çalışırken cep telefonu da açılmamakta daha ısrarcı davranıyordu.  O anda kafamı cama vurmak istedim fakat arkamı dönebilecek kadar hareket alanı mevcut olmadığı için bunu bile gerçekleştiremedim.

Gideceğim durağa yaklaştığımda yavaş yavaş, aralardan sinsice ilerlemeye başladım.  Yaklaşık 30 kere pardon diye insanları dürterek yaptığım ilerleyişte, kapının dibinde zafere ulaşmanın haklı gururuyla yüzümde ince bir gülümsemeyle düğmeye basarak kısa bir süre sonra inmeyi başardım.

Bana sorarsanız en iyisi yürümek veya bisiklete binmektir derim.  Fakat hangisidir onu hala çözemedim.

Kalabalık metrobüs fotoğrafı araştırırken de bulduğum bir haberi sizinle paylaşmak istiyorum son olarak.

Yorumlar

  1. işte beklediğimiz lezzet. gözümüz yollarda kaldı. duraklarda per perişan olduk. eheuh

    o klima da hep açıktır zaten. aynı zamanda camı da açan insanlar olduğu için içerisi hiç bir zaman serinlemez.

    halkın arasına karışıp empati kurarak sorunlarımızı böyle naif hikayeleştirdiğin için tebrik ediyorum seni koko =)

    YanıtlaSil
  2. yazılacak çok sorun var koko ben de accık sorunlu olabilirim henüz karar veremedim :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...