Ana içeriğe atla

Yazmak isteyip de yazamamak

Bu yazının başlığına baktığınızda sakıncalı bir şeyler yazma isteği duyduğumu veya aklıma hiçbir konu gelmediğini düşünebilirsiniz.  Aslına bakarsanız ne sakıncalı konulara değinmekten hoşlanırım ne de kafamın içi düşündüğünüz kadar boş.  Az önce, son yayınladığım yazının 11 gün öncesine ait olduğunu görmüş olmamdır biraz da beni bu yazıya iten.

Şu anda kamburum çıkmış bir şekilde, sinir bozucu bir elektrik süpürgesi gibi ses çıkartan bilgisayarımın başında yazımı yazmaktayım.  Elektrik süpürgesi sesi bir yana yazıyı yazarken klavyeden çıkan takır tukur sesler bile sinirimi bozup yazı yazma isteğimi kaçırmaya yetiyor.  Hayatım boyunca bilgisayara (mouse hariç) hiçbir masraf yapmamış olmanın cezasını çekmekteyim adeta.  Mp3 çalarken bile zorlanmaya başlayan bu aletten ne yapsam da kurtulsam diye düşünmeden edemiyorum bugünlerde.

Tüm bu karmaşa beni yavaş yavaş eskiden yazı yazdığım zamanları düşünmeye itti.  Puromu, kağıdımı, kalemimi alıp Kadıköy'de bir cafeye giderdim.  Kahvemi içip yazımı yazardım.  Ne bilgisayar sesi ne de klavye.  "O zaman neden bunu tekrar yapmıyorum?" diye düşündüm ve denize karşı oturup, yazıp, kahvemi içebileceğim en güzel yer olarak, yıllardır gittiğim sığınak cafeyi gözüme kestirdim.  Kestirmez olaydım ki o andan itibaren adeta hayatım karardı.

Bir hafta önce verdiğim bu karardan bir gün sonrası bayram öncesine denk geldiği için sürekli dışarda işlerim çıktı.  Tam işlerim bitti artık gidebilirim derken havanın erken kararmasının azizliğine uğradım.  Dışardayken de aklım sadece o yazıda oluyor ve yazı gittikçe gelişiyordu.

Bazen takıntılı bir insana dönüşüyorum.  Veya her zaman öyleyim ama kabul etmek istemiyorum.  İnternetin başında çok fazla boş zamanım olmasına rağmen bir türlü elim gitmedi.  "Hayır, o yazı sığınakta yazılacak!" dedim kendi kendime her seferinde.

Sonrasında da her geçen gün başka bir saçmalık beni yazabilmekten alıkoyuyordu.  Hatta öyle ki üzerine geçen 5-6 günün ardından yazı tamamiyle kafamdan silindi.  Bu yazının başında aklınıza gelen şimdi başıma geldi. Yarın umarım erken kalkabilirsem -ki bunu sadece umuyorum- ilk işim saat dörde kadar olan boş zamanımı o yazıya vermek olacak.

Hangi yazı?
Henüz ben de bilmiyorum ama çok inandım bir şeyler çıkacak galiba.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...