Çok istemiş olsam da, hayatım boyunca bir türlü kazandığını üstüne başına harcayan biri olamadım. Senede sadece bir kez kot almaya gider ve beş dakikada deneyip alırım. Zaten soyunma kabininde ayakkabıları çıkartmak olsun, yeni kotun düğmesini açabilmek olsun, hepsi ayrı ayrı işkence gibi gelir bana. Kot seçerken kriterlerim de oldukça basittir. Öncelikle ucuz olmalı, ikinci olarak da boyu benim boyuma göre 3-4 santim uzun olmalıdır. Aslında senede bir kot alma ihtiyacı bende zorunluluktan doğmaktadır. Çünkü boyu uzun olduğundan paçaları parçalanır, aşırı kaşımadan ötürü de kasık bölgesinde genişçe bir delik oluşur. 26 yaşına girdiğim şu günlerde nasıl oluyor da, seneye biraz daha uzayacakmışım gibi bir mantıkla kot almayı sürdürdüğümü merak ederim. Halbuki son 10 senedir boyumun uzamayı tamamen durdurduğunu kabullenmiş olmam gerekirdi.
Aslında boyumun uzaması için çok gayret sarf edildi zamanında. Ailem sırf bu nedenle basketbola göndermişti ilk ve ortaokulda. İtiraf etmem gerekirse, sporun tüm dallarında tam bir yeteneksizdim(bu durum hala değişmedi). Ama ne yalan söyleyeyim, asla da kursuna gittiğim için basketçi havalarına girmemiştim.
Kursta, deliler gibi turnike çalıştığımız bir dönemde, okul bahçesinde bir çocukla karşılaştım. Çocuk tam olarak, atari salonlarındaki "geçeyim mi abi?" tiplerindendi. Özellikle ortaokul çocuğu gibi düşünürseniz, o tiplerin nasıl da ürkütücü olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Biraz daha iyi hayal edebilmeniz için şöyle bir örnek daha sunabilirim: yazı tura atmak yerine elindeki taşın üstüne çekinmeden balgam atıp "yaş mı kuru mu?" diye sorabilecek bir tipti bu çocuk. Yanıma geldi, "kapışalım mı?" diye sordu. Öncelikle biraz ürktüm fakat bu teklifi reddedersem başıma kötü şeyler gelebileceğini hissederek hemen kabul ettim. Sonuç ortadaydı; 15 dakika yaptığımız teke tek maç boyunca çocuğun peşinden koştum durdum. Bırakın sayı yapmayı, topa zor dokunabildim.
Aslında burdaki en büyük mantıksızlık, çocuğu boyunun uzaması için basketbola göndermekti. Zaten pek de faydası olmamıştı ki 170 santimi zor geçebildim. 180'in altındaki bir aileden ne kadar uzun bir birey çıkması beklenebilir ki? En azından bir basketçi çıkamayacağı kesindir. Doğal akışına bırakılsa zaten bu kadar uzardım ben. O da çok önemli değil de esas takılmış olduğum konu, birinin boyunun uzun olmasının neden bu kadar önemli olduğudur. Büyüyünce perdeleri takması veya ampul değiştirebilmesi amacıyla mı? İnsanoğlu basketboldan önce cüce miydi?
Tüm bu sorular içinde boğulmuşken mağazaya adımımı attım. Karşımda bir yazı vardı. MAĞAZAMIZ GÜVENLİK KAMERALARI İLE İZLENMEKTEDİR. Bu yazı beni rahatsız etmeyi başarmıştı. Bu rahatsızlık, hırsızlık yapacağımdan değil, sadece etrafta o kadar kameranın bulunmasının bende bir boğulma hissi yaratacağındandı. Bir yerden sonra çalışanlar bile şüpheli gözlerle bakıyor gibi gelir bana bu mağazalarda.Yazının ardından sağıma dönüp baktığımda bir güvenlik görevlisi gördüm. Kasıla kasıla, "buranın güvenliğinden ben sorumluyum, asla bir şey çalamazsın" der gibi bakıyordu bana. Gördüğüm o yazıdan sonra, güvenlik görevlisinin bu derece kasılması şaşırtmıştı beni. O enteresan özgüveni nereden geliyordu tam olarak anlayamamıştım. Zira bir şey çalacak olsam, güvenlik kamerasına kaydedilecekti olay yani o adam tamamen göstermelik orada duruyordu bence. Çabucak kotumu deneyip aldım ve uzaklaştım mağazadan. Senede bir kez girmek zorunda kaldığım mağaza gözümde ne kadar iğrenç bir yerdi bir bilseniz.
Evime gittim, yeni kotumu giydim, her zamanki gibi boyu uzun geldi ve yanlış bir tercih yaptığımı fark edip kendimden soğudum bir süreliğine. Televizyonu açtım ve sihirbazlık gösterisi buldum bir kanalda. Kilitlenip kaldım. En son doksanlarda moda olan bu gösterilerin neden artık yapılmadığını anladım. Gayet sıkıcı gösterilerdi.
Çocukluğumdan ufak bir kare geldi gözümün önüne. Ortaokul zamanlarında bir arkadaşım vardı. Evine gittiğim bir gün bana "Mandrake'nin el kitabı" veya benzeri bir kitaptan öğrendiği basit bir numarayı yapmıştı. Etkilendim tabii ki, çocuk olmanın da vermiş olduğu bir saflıkla. "Nasıl yaptın oğlum o numarayı?" dememe kalmadı ki, buna bir kasılma geldi. Deminki saf çocuk gitti yerine bir David Copperfield geldi sanki. Küçümser bir bakışla süzdü beni öncelikle ve ardından "söyleyemem, sır!" dedi. İşin en rahatsız edici yanı ise bunu size bir ortaokul çocuğunun söylüyor olmasıdır. Bir numara öğrenerek Mandrake olamazsınız fakat Mandrake kasılması o saniyeden sonra serbesttir.
Televizyonun karşısında oturmuş huzuru ararken içim irkilmişti tekrar. Bunları unutmam lazım diyerek yerimden kalktım mutfağa kahve yapmaya gittim. Paçalarım yere sürtüyordu. "Basket kursuna mı gitsem acaba" diye geçirdim bir an içimden.


Yorumlar
Yorum Gönder