Ana içeriğe atla

Rüyalar gerçek olsa, her gün katil olurdum!

Ara sıra gördüğüm bir rüya var.  Bu rüyada misafirlikteyim.  Rüyanın en üzücü yanı da zaten misafirlikte olmam.  İnsanların rüyasında, devasa bir ormanın ortasında, kaplanlarla güreşiyor olması aklıma geliyor ve ben mal mal bakınıyorum.  "Hadi" diyorum "güreşmeyi geçtim de, hiç değilse ünlü birinin evinde olsaydım" kendi kendime.  Fakat olmuyor.  Her seferinde kendimi hısım, akraba ziyaretinde buluyorum.  Akraba desem daha doğru.  Hısım nedir?

Yine bir gün o rüyayı görüyordum.  Misafirlikte çişim geliyor, tuvalete gidiyorum.  Fakat bir süre sonra tuvalet diye gittiğim yerin, ev sahibinin yatak odası olduğunu fark ediyorum.  Yerde bir halı görüyorum.  'Yatak odasında halının ne işi var' diye düşünmeden işemeye başlıyorum.  Halının üzerine işerken de, içimden "bu çok doğal.  Zaten biz kendi evimizde de hep halının üzerine işeriz." diye geçiriyorum.
Çişim bitince birden ayılıyorum.  "Ne yaptım ben?  Nasıl temizlenir bu?  Şimdi rezil oldum." diye sayıklamaya başlıyorum. Bir süre bu pişmanlığı yaşadıktan sonra, konu hiçbir yere bağlanmadan uyanıyorum.

Uyandığımda misafirlikteydim.  Altıma işeyip işemediğimi kontrol ettim hemen.  Temiz olduğumu fark ettim fakat çişim de gelmişti.  Saatime baktım, sabahın altısıydı.  Kalktım, ağır ağır tuvalete gittim.  İşedikten sonra ayıldım birdenbire, tuvalet yerine salonun halısına işediğimi fark ettim.  Filmlerde olduğu gibi "rüya içinde rüya  klişesi olsun bu" diye diledim fakat uyanıktım.

Ortada, sidikli bir halı ve uyumakta olan ev ahalisi vardı.  "Hemen bu halıdan kurtulmam lazım" diye düşünerek halıyı rulo haline getirip yüklendim.  Kapıya doğru yöneldiğimde, içerden gelen tıkırtıları duydum.  Hemen salonun penceresine koşup halıyı camdan dışarı fırlattım.  Aşağıdan geçen birinin kafasına düşen halı, adamı yerle bir etti.  "Sabahın altısında kim sokakta gezinir ki?" diye düşünmeden edemedim.






Salonun kapısı açıldı, evin sahibi geldi.
-"Napıyorsun sabah sabah?"
-"Hiç.  Her sabah saat altıda kalkıp sokağı izlerim.  Günün en güzel saatidir."
-"Nesi güzelmiş canım.  Ben de bakayım madem."
Yanıma doğru yönelirken durdurdum.
-"Yok, yok bakma.  Yıllardır bakarım, bu kadar boktan bir sabah altı sokağı görmedim.  Hem sen neden kalktın bu saatte ayıptır sorması?"
-"Hiç.  Çişe kalktım sadece."
-"Burası salon yahu gidip tuvalete işesene" diyerek abartılı bir kahkaha attım.  Uyku sersemi yüzüme mal mal baktı.  "Haklısın" dedi ufak bir gülümsemeyle, tuvalete gitti..  Biraz sonrasında odasına gittiğini duydum.

Sessizce kapıya doğru yönelip ayakkabılarımı giydim.  Evin anahtarını yanıma alıp, sokağa çıktım.  Adam baygın halde yerde yatıyor, halıdan leş gibi sidik kokusu geliyordu.  Adamı silkeledim, "birader uyan" dedim, adamda tık yok.  Suratına sağlam bir tokat atınca uyandı.
-"Bir şeyin var mı birader?  Kusura bakma, istemeden oldu."
-"Allah belanı versin!" demesiyle birlikte kan beynime sıçradı.  Kaldırımdan söktüğüm taşı "bela okuma lan piç!" diyerek kafasına vurdum.  Kafasından kanlar akan adam tekrar gözlerini kapadı.
Tam o sırada sokağın başından geçmekte olan bir adam, durmuş bizi izliyordu.  Belediye üniforması giyen bu adam yanımıza doğru yaklaşırken, soğuk soğuk terlemeye başladım.  Çarpıntım artmıştı.
-"Buyrun memur bey?" dedim korkarak.
-"Hayırlı sabahlar" diye söze başladı ki sabahım şu ana kadar hiç de hayırlı geçmemişti.  "Ben, kaldırım taşlarından sorumlu belediye görevlisiyim.  Her sabah sokakları gezip eksik var mı diye kontrol ederim."
-"Kaldırım taşını kim ne yapsın memur bey?" diyerek yine o abatılı kahkahayı attım.
-"Öyle demeyin, meraklısı çok bunların.  Koleksiyoncusu bile var.  Sırf bu yüzden ben üç bin lira maaş alıyorum."
-"Üç bin mi?  Net mi, brüt mü?"
-"Nepisnet!  Senin o elinde tuttuğun ne bakayım?"
-"Bu bildiğiniz taş memur bey." Bu sırada yanımdaki ceset ve halıdan hiç söz açılmıyordu.  Memur tam bir görev adamıydı.


-"Kaldırım taşı o.  Eğitimini aldım, nerde görsem tanırım.  Kaldırımda da taş eksik zaten.  Size ceza yazmak zorundayım."  Cebinden kağıt kalem çıkarttı.
-"Şimdi size gülünç gelecek fakat memur bey, bu taşı ben evden getirdim.  Dilerseniz, belediyemize bir hizmeti olması açısından buraya monte edebilirim."  Taşı eski yerine koydum.  "Aaa, cuk diye de oturdu.  Tıpkı buradan alınmış gibi.  Size hak vermemek mümkün değil memur bey."
Memur, kağıt kalemini geri soktu.  Yüzüne bir mutluluk inmişti.  Gülümsedi, "hayırlı sabahlar" dedi ve yoluna devam etti.

Halıyı açtım, içine cesedi sardım.  Kaldırıma oturup bir mucize beklemeye başladım.  On dakika kadar bekledikten sonra çöp kamyonunun yanaştığını gördüm.  Bu saatte çöp mü olur diye düşündüm.  Otostop çeker gibi baş parmağımı kaldırdım.  Kamyon durdu, arkasında iki kişi vardı.
-"Abiler" dedim, "bir el atın da şu halıyı kamyona yükleyelim."
-"Sabahın köründe manyak mısın kardeş, halı atıyorsun" dedi adamlardan biri haklı olarak.
-"Bu halı bize kötü şans getirdi, siz de ilk durakta atın kurtulun" dedim.
Üçümüz yüklenip halıyı kamyona attık.  Adamlar sidik kokusunu duymuş olmalılar ki yüzleri ekşidi.
-"Gerçekten lanet bir şeymiş, bir de ağır" dedi çöpçü.
-"Ben demiştim size abi"dedim.  Kamyonun sağ arkasına iki tokat attım "bekleme yapma" diye bağırdım.

Üzerime bir rahatlama geldi.  Eve geri çıktım.  Kapıyı açtım, ev sahibi salonda oturuyordu.
-"Nerdeydin sen?"
-"Sabah koşusu yaptım."
-"Bizim halıyı burda mıydı sabah sen burdayken?"
-"Yaa burdaydı da benim bir ceset sarma işi vardı onun için kullandım kusura bakma" diyerek sinir bozucu bir kahkaha attım.
Hala uykulu gözlerle mal mal bakıyordu.
-"Şaka, şaka ben nerden bileyim senin halını yahu, sahip çıksana.  Uykum var benim spor çok yordu." diyerek yatağımın yolunu tuttum.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...