Ana içeriğe atla

Risk

Sizlere yakın bir arkadaşımın başından geçmiş bir hikayeyi anlatmak istiyorum:

Bir gün iktisat son sınıf öğrencileri final sınavı için toplanmışlar, profesörün gelmesini bekliyorlardı.  Profesör  içeri girdi,  herkese kağıdını dağıttı.  Arka sıralarda oturmakta olan genç, profesörü çok geçmeden yanına çağırdı.
-"Hocam, şu soruyu okuyamıyorum."
-"Zaten bir tane soru var evladım, salak mısın? 'Risk nedir?' yazıyor" dedi.
Öğrenci kafasını öne eğerek kısık ama duyulabilir bir sesle:
-"Soktuğumun ukalası" diye söylendi kendi kendine.
-"Ne dedin sen?  Bir daha söylesene" diyerek kafasını öğrencinin hizasına eğdi.
Kafasını eğmesiyle birlikte öğrenci, profesörün at kuyruğundan yakalayarak arkasına geçti.  Yıllardır bu soruyu beklemiş olan öğrenci ceketinin içinde saklamış olduğu ekmek bıçağını profesörün gırtlağına dayadıktan sonra sınıftakilere seslendi:
-"Şimdi herkes sakin olsun.  Şu, elimde görmüş olduğunuz bıçak, basit bir ekmek bıçağıymış gibi görünse de ayakkabıyı keser, mermeri kanırtır.  O yüzden kimse üstüme gelmeye kalkışmasın" dedikten sonra profesöre bir kumaş parçası verdi ve gözlerini bağlamasını söyledi.
Profesör gözlerini bağlayınca, kendi ekseni etrafında hızlıca beş kere döndürüp, eline ekmek bıçağını tutuşturdu.  Çantasından elma çıkarttı.

-"Şimdi bir oyun oynayacağız.  Kafama koymuş olduğum bu elmayı gözün kapalı bıçaklayacaksın profesör" diyerek iki metre uzağında dikilmeye başladı.

Sınıfta herkes gergindi çünkü arka tarafta, bıçağın denk gelebileceği başka öğrenciler de vardı.  Profesör bıçağı rastgele fırlattı, arka taraftaki başka bir öğrencinin omzuna saplandı.  Ve bıçak gerçekten keskin çıkmıştı.



Kafasından indirdiği elmayla vurulan öğrencinin yanına giderek, omzundan akan kana parmağını bastı.  Alnına RİSK yazdıktan sonra profesörün yanına gitti, gözlerini açtı.  Profesör karşısında duran psikopatı inceledi, alnındaki yazıya baktı, "işte risk budur" diye ağlamaya başladı.

İşte o öğrenci Albert Einstein'dı!

Yorumlar

  1. beni ters köşeye yatırttığın nadide eserin..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. süper bir izleyicisin sadece yorum yazmıyorsun bir de üstüne okuyorsun (öyle görüküyor yani) hemen ben de fallow edecem. bak şimdi.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...