Son günlerde yaşadıklarım beni bir hayli yıpratmıştı. Burbur, Belladonna'yı yanımdan çekip aldıktan sonra, biraz keşif turu atsam iyi olur diye düşündüm. Aslında burası çok ufak bir kasabaydı. Çok fazla ilerlememiştim ki Sam'in barını gördüm. İçeri girip bara oturdum.
-"Ne istiyorsun?"
-"Skoç, tek buzlu." Aslında cebimde hiç para yoktu. Kodesten çıkarmak için kefaletimi bile Belladonna ödemişti. Sonunda ne olacaksa olsun o skoçu içmek istiyordum. Bir yudum aldım, kafamın içinde ufak bir gevşeme oldu.
-"Sana bu kasaba hakkında birkaç soru sorabilir miyim Sam?"
Onaylar şekilde başını salladı, bir yandan da elindeki bardağın içini bezle duruluyordu.
-"Şu 'Burbur' dedikleri adam gerçekten tehlikeli midir?" diye sordum.
-"Burbur mu?" dedi aşağılar bir ifadeyle. "O göbekli piç kimseye zarar veremez. Fakat o Belladonna olacak kevaşe, onun yüzünden her gece buraya gelip müşterilerime sarkıntılık etmeye başladı. Aramızda kalsın, Belladonna azılı bir dönmedir."
-"Belladonna'dan saklanmama yardım eder misin Sam? Kendisi bu gece buraya beni görmeye gelecek." Parmağıyla barın köşesini işaret ederek:
-"Şu ketılı görüyor musun? Hele bir adımını içeri atsın, bütün kaynar suyu kafasından aşağı boşaltırım." Sam'in bu konuda hiç şakasının olmadığı belli oluyordu.
-"Bu kasabada yeniyim, bana uygun iş var mıdır buralarda?"
-"Elinden ne iş gelir?"
-"Üç topu aynı anda çevirebilirim."
-"Geç!"
-"Tek tekerlekli bisiklete binerim."
-"Onu da geç!"
-"Açıkçası başka iş bilmem."
Sam barın arkasından kulağıma doğru eğildi, ciddi bir sesle:
-"Bak dostum, eğer buralarda para kazanmak istiyorsan, silah kullanman şart."
-"Ben hiç silah kullanmadım."
-"İstersen sana ders verebilirim."
-"Bir barmenden silah kullanmayı öğrenicem ha? Bak bu komikti" diyerek yüksek sesli bir kahkaha attım. Viskimi kaldırıp bir yudum alacaktım ki, Sam silahını çekip elimdeki bardağı vurdu. Hemen dönüp yatıştırmak için, "ver abim, ders ver bana canım abim" dedim.
Eğitimim bir ay kadar çok zorlu koşullarda sürdü. Her gün erkenden barı açıp paspas yapıyor, sonrasında bulaşıkları yıkayıp, bardakları duruluyordum. Aslında günümün büyük bölümü durulamakla geçiyordu. Sam ise, antrenörüm olarak, yavaşladığımı gördükçe, "ovala,ovala, daha hızlı ovala" diyerek beni motive ediyordu.
Bir gün hiç unutmam, "bu ne biçim eğitim Sam? Daha silah bile tutmadım" demiştim. Sam bir anda hiç beklenmedik bir refleksle sağ elinin dışını, sol kulağımın dibinden diklemesine indirdi. Bu hareketi o denli hızlı yaptı ki, önce ipince bir "fiuuuv" sesi, hemen ardından derin bir sessizlik oluştu. Sol kulağım üç gün sağır kalmıştı.
Sonunda bir gün Sam yanıma geldi;
-"Kendini kanıtlama zamanın geldi, yarın sabah seninle kasaba meydanında düello yapacağız."
-"İyi ama Sam, bir aydır bardak duruluyorum. Nasıl seninle kapışırım?"
-"Öğrenmen gereken her şeyi öğrendin evlat, bu konuyu daha fazla uzatma. Şimdi çık evine git, dinlen, yarın sabah zinde gel."
Çıkıp evime gittim, o gece heyecandan gözüme uyku girmedi. Sabah o yorgunlukla kasaba meydanına gittim. Henüz bir silahım bile yoktu. Tanıdık tanımadık herkes kasaba meydanında toplanmış düelloyu bekliyordu. Belladonna ve Burbur da izleyiciler arasındaydı.
Sam yanıma gelip tabancamı verdi, "bol şans" dedi. Uzağıma geçti. Yaklaşık bir dakika kadar bakıştıktan sonra, Sam'in silahına davrandığını görür görmez, anlık bir refleksle elim silahıma gitti. Çekip Sam'i elinden vurdum. Herkes hayretler içinde izliyordu. Yaşıyor olmam Belladonna ve Burbur'un pek hoşuna gitmemişti. Artık uyuyabilirdim. İnanılmaz bir rahatlama yaşamıştım. Silahımı yere fırlattım, arkamı dönüp evime doğru ilerledim.
O sırada arkamdan Belladonna'nın sesi yükseldi:
-"Geber piç!"
Ve hemen ardından bir el silah sesi.
Neyse ki şanslıydım. Sadece sağ omzumdan vurulmuş yere yapışmıştım.
DEVAM EDECEK
-"Ne istiyorsun?"
-"Skoç, tek buzlu." Aslında cebimde hiç para yoktu. Kodesten çıkarmak için kefaletimi bile Belladonna ödemişti. Sonunda ne olacaksa olsun o skoçu içmek istiyordum. Bir yudum aldım, kafamın içinde ufak bir gevşeme oldu.
-"Sana bu kasaba hakkında birkaç soru sorabilir miyim Sam?"
Onaylar şekilde başını salladı, bir yandan da elindeki bardağın içini bezle duruluyordu.
-"Şu 'Burbur' dedikleri adam gerçekten tehlikeli midir?" diye sordum.
-"Burbur mu?" dedi aşağılar bir ifadeyle. "O göbekli piç kimseye zarar veremez. Fakat o Belladonna olacak kevaşe, onun yüzünden her gece buraya gelip müşterilerime sarkıntılık etmeye başladı. Aramızda kalsın, Belladonna azılı bir dönmedir."
-"Belladonna'dan saklanmama yardım eder misin Sam? Kendisi bu gece buraya beni görmeye gelecek." Parmağıyla barın köşesini işaret ederek:
-"Şu ketılı görüyor musun? Hele bir adımını içeri atsın, bütün kaynar suyu kafasından aşağı boşaltırım." Sam'in bu konuda hiç şakasının olmadığı belli oluyordu.
-"Bu kasabada yeniyim, bana uygun iş var mıdır buralarda?"
-"Elinden ne iş gelir?"
-"Üç topu aynı anda çevirebilirim."
-"Geç!"
-"Tek tekerlekli bisiklete binerim."
-"Onu da geç!"
-"Açıkçası başka iş bilmem."
Sam barın arkasından kulağıma doğru eğildi, ciddi bir sesle:
-"Bak dostum, eğer buralarda para kazanmak istiyorsan, silah kullanman şart."
-"Ben hiç silah kullanmadım."
-"İstersen sana ders verebilirim."
-"Bir barmenden silah kullanmayı öğrenicem ha? Bak bu komikti" diyerek yüksek sesli bir kahkaha attım. Viskimi kaldırıp bir yudum alacaktım ki, Sam silahını çekip elimdeki bardağı vurdu. Hemen dönüp yatıştırmak için, "ver abim, ders ver bana canım abim" dedim.
Eğitimim bir ay kadar çok zorlu koşullarda sürdü. Her gün erkenden barı açıp paspas yapıyor, sonrasında bulaşıkları yıkayıp, bardakları duruluyordum. Aslında günümün büyük bölümü durulamakla geçiyordu. Sam ise, antrenörüm olarak, yavaşladığımı gördükçe, "ovala,ovala, daha hızlı ovala" diyerek beni motive ediyordu.
Bir gün hiç unutmam, "bu ne biçim eğitim Sam? Daha silah bile tutmadım" demiştim. Sam bir anda hiç beklenmedik bir refleksle sağ elinin dışını, sol kulağımın dibinden diklemesine indirdi. Bu hareketi o denli hızlı yaptı ki, önce ipince bir "fiuuuv" sesi, hemen ardından derin bir sessizlik oluştu. Sol kulağım üç gün sağır kalmıştı.
Sonunda bir gün Sam yanıma geldi;
-"Kendini kanıtlama zamanın geldi, yarın sabah seninle kasaba meydanında düello yapacağız."
-"İyi ama Sam, bir aydır bardak duruluyorum. Nasıl seninle kapışırım?"
-"Öğrenmen gereken her şeyi öğrendin evlat, bu konuyu daha fazla uzatma. Şimdi çık evine git, dinlen, yarın sabah zinde gel."
Çıkıp evime gittim, o gece heyecandan gözüme uyku girmedi. Sabah o yorgunlukla kasaba meydanına gittim. Henüz bir silahım bile yoktu. Tanıdık tanımadık herkes kasaba meydanında toplanmış düelloyu bekliyordu. Belladonna ve Burbur da izleyiciler arasındaydı.
Sam yanıma gelip tabancamı verdi, "bol şans" dedi. Uzağıma geçti. Yaklaşık bir dakika kadar bakıştıktan sonra, Sam'in silahına davrandığını görür görmez, anlık bir refleksle elim silahıma gitti. Çekip Sam'i elinden vurdum. Herkes hayretler içinde izliyordu. Yaşıyor olmam Belladonna ve Burbur'un pek hoşuna gitmemişti. Artık uyuyabilirdim. İnanılmaz bir rahatlama yaşamıştım. Silahımı yere fırlattım, arkamı dönüp evime doğru ilerledim.
O sırada arkamdan Belladonna'nın sesi yükseldi:
-"Geber piç!"
Ve hemen ardından bir el silah sesi.
Neyse ki şanslıydım. Sadece sağ omzumdan vurulmuş yere yapışmıştım.
DEVAM EDECEK


en iyi yazılardan biri heyecanla sürüklediği gibi sürükle hayecanlıyor da. ayriyeten öğretici de.
YanıtlaSil