Ana içeriğe atla

Oklahoma’da Dehdıgıdık Bölüm 3

Son günlerde yaşadıklarım beni bir hayli yıpratmıştı. Burbur, Belladonna'yı yanımdan çekip aldıktan sonra, biraz keşif turu atsam iyi olur diye düşündüm. Aslında burası çok ufak bir kasabaydı. Çok fazla ilerlememiştim ki Sam'in barını gördüm. İçeri girip bara oturdum. 

-"Ne istiyorsun?"
-"Skoç, tek buzlu." Aslında cebimde hiç para yoktu. Kodesten çıkarmak için kefaletimi bile Belladonna ödemişti. Sonunda ne olacaksa olsun o skoçu içmek istiyordum. Bir yudum aldım, kafamın içinde ufak bir gevşeme oldu.

 -"Sana bu kasaba hakkında birkaç soru sorabilir miyim Sam?"
Onaylar şekilde başını salladı, bir yandan da elindeki bardağın içini bezle duruluyordu.
-"Şu 'Burbur' dedikleri adam gerçekten tehlikeli midir?" diye sordum.
-"Burbur mu?" dedi aşağılar bir ifadeyle. "O göbekli piç kimseye zarar veremez. Fakat o Belladonna olacak kevaşe, onun yüzünden her gece buraya gelip müşterilerime sarkıntılık etmeye başladı. Aramızda kalsın, Belladonna azılı bir dönmedir."

-"Belladonna'dan saklanmama yardım eder misin Sam? Kendisi bu gece buraya beni görmeye gelecek." Parmağıyla barın köşesini işaret ederek:
-"Şu ketılı görüyor musun? Hele bir adımını içeri atsın, bütün kaynar suyu kafasından aşağı boşaltırım." Sam'in bu konuda hiç şakasının olmadığı belli oluyordu.

-"Bu kasabada yeniyim, bana uygun iş var mıdır buralarda?"
-"Elinden ne iş gelir?"
-"Üç topu aynı anda çevirebilirim."
-"Geç!"
-"Tek tekerlekli bisiklete binerim."
-"Onu da geç!"
-"Açıkçası başka iş bilmem."
Sam barın arkasından kulağıma doğru eğildi, ciddi bir sesle:
-"Bak dostum, eğer buralarda para kazanmak istiyorsan, silah kullanman şart."
-"Ben hiç silah kullanmadım."
-"İstersen sana ders verebilirim."
-"Bir barmenden silah kullanmayı öğrenicem ha?  Bak bu komikti" diyerek yüksek sesli bir kahkaha attım.  Viskimi kaldırıp bir yudum alacaktım ki, Sam silahını çekip elimdeki bardağı vurdu.  Hemen dönüp yatıştırmak için, "ver abim, ders ver bana canım abim" dedim.

Eğitimim bir ay kadar çok zorlu koşullarda sürdü.  Her gün erkenden barı açıp paspas yapıyor, sonrasında bulaşıkları yıkayıp, bardakları duruluyordum.  Aslında günümün büyük bölümü durulamakla geçiyordu.  Sam ise, antrenörüm olarak, yavaşladığımı gördükçe, "ovala,ovala, daha hızlı ovala" diyerek beni motive ediyordu.

Bir gün hiç unutmam, "bu ne biçim eğitim Sam?  Daha silah bile tutmadım" demiştim.  Sam bir anda hiç beklenmedik bir refleksle sağ elinin dışını, sol kulağımın dibinden diklemesine indirdi.  Bu hareketi o denli hızlı yaptı ki, önce ipince bir "fiuuuv" sesi, hemen ardından derin bir sessizlik oluştu.  Sol kulağım üç gün sağır kalmıştı.

Sonunda bir gün Sam yanıma geldi;
-"Kendini kanıtlama zamanın geldi, yarın sabah seninle kasaba meydanında düello yapacağız."
-"İyi ama Sam, bir aydır bardak duruluyorum.  Nasıl seninle kapışırım?"
-"Öğrenmen gereken her şeyi öğrendin evlat, bu konuyu daha fazla uzatma.  Şimdi çık evine git, dinlen, yarın sabah zinde gel."

Çıkıp evime gittim, o gece heyecandan gözüme uyku girmedi.  Sabah o yorgunlukla kasaba meydanına gittim.  Henüz bir silahım bile yoktu.  Tanıdık tanımadık herkes kasaba meydanında toplanmış düelloyu bekliyordu.  Belladonna ve Burbur da izleyiciler arasındaydı.

Sam yanıma gelip tabancamı verdi, "bol şans" dedi.  Uzağıma geçti.  Yaklaşık bir dakika kadar bakıştıktan sonra, Sam'in silahına davrandığını görür görmez, anlık bir refleksle elim silahıma gitti.  Çekip Sam'i elinden vurdum.  Herkes hayretler içinde izliyordu.  Yaşıyor olmam Belladonna ve Burbur'un pek hoşuna gitmemişti. Artık uyuyabilirdim.  İnanılmaz bir rahatlama yaşamıştım.  Silahımı yere fırlattım, arkamı dönüp evime doğru ilerledim.

O sırada arkamdan Belladonna'nın sesi yükseldi:
-"Geber piç!"
Ve hemen ardından bir el silah sesi.
Neyse ki şanslıydım.  Sadece sağ omzumdan vurulmuş yere yapışmıştım.


                                                                      DEVAM EDECEK

Yorumlar

  1. en iyi yazılardan biri heyecanla sürüklediği gibi sürükle hayecanlıyor da. ayriyeten öğretici de.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...