Ana içeriğe atla

Üçü bir arada

Siz hiç güne "hasiktir" diyerek başladınız mı?  Ama şöyle güzel bir hasiktirden bahsediyorum.  İçten gelen ve uzata uzata söyleneninden.  Açıkçası ben haftanın bir günü muhakkak o şekilde uyanırım.

İşte o da tam olarak o günlerden biriydi.  Telefonum çaldığında sabahın henüz on biri, ben ise uykumun en tatlı anındaydım.  Arayan ders verdiğim kurstu.  Kurstan maaş alacağım günün sabahında gelen bu telefon istemdışı olarak ağzımdan döktü o sihirli kelimeyi: "Hasiktir".

Dersin iptal olması kaçınılmazdı.  Aklıma başka hiçbir ihtimal gelmiyordu.  Sesimi çoktandır uyanmış gibi çıkarabilmek için yatakta biraz doğrularak telefonu açtım.
"Alo?"
"Hocam uyuyor muydunuz?" dedi karşımdaki ses.  Sanırım beni şimdiye kadar iyi tanımışlardı.
"Yok canım ne uyuması, bu saatte uyunur mu?" diye çıkıştım anlamsız bir biçimde gurur yaparak.
"Peki hocam, dersiniz iptal oldu.  Öğrencinizin işi varmış.  Onun için aramıştım" dedi yersiz sinirlenişimi hiç umursamayarak.
"Tamam, sorun yok.  Sonra görüşürüz" diyerek telefonu kapattım.  "Benim sanki işim yok" diye söylendim kendi kendime.

"Sorun yok" da ne demek?  Son bir haftadır bugünü beklemiyor muydum ben?  Cebimde beş kuruşum kalmadı.  Fakat bunu düşünecek halim yok şu anda.  Uykumu iyice almam gerekiyor.

Saat bir civarı yeniden uyandım.  "Hasiktir" dedim, "bütün hafta ne yaparım ben?"  "Çözümü zamanla üretirim nasılsa" diyerek yataktan kalktım.  Sinirlerim çok bozulmuştu.  Kahvaltı öncesi sigarası yaktım bir tane. Pakette sekiz dal kalmıştı.  "Bugün biraz idareli davranmalıyım" diye geçirdim içimden.  Nedense aldığım bu karara kendim de pek inanmamıştım.

Bütün gün evde yapacak hiçbir şey yoktu ben de S.yi arayıp çağırdım.
Bayan S.nin sıkıcı bir yaşantısı vardı.  Sürekli iş yerindeki sorunlardan yakınır, patronlarını bana şikayet ederdi.  Ben de her seferinde "olacak iş değil!" veya "vay şerefsizler!" gibi kalıp cümlelerle konuyu geçiştirirdim.  Bütün bu sıkıcı yanına rağmen S. inanılmaz bir vücudun sahibiydi ve seksi giyinmesini çok iyi bilirdi.

Kahvaltıda sadece yumurtayla doyabiliyordum.  Buzdolabını açtığımda son üç tane yumurta kaldığını gördüm.  İkisini aldım, "yarın sabah pek hoş geçmeyecek" diye geçirdim içimden.  Kısa bir sürede kahvaltı faslını atlattıktan sonra "idarelik sigaralarımı" doğru yerlerde kullanmam gerektiğini düşündüm.  "Mesela şimdi güzel bir kahve çeksem kendime yanına sigara iyi giderdi" diye geçirdim içimden.  Evde bir çay kaşığı türk kahvesi,  nescafe kavanozunun dibinde bir miktar kahve tozu kalmıştı.

Fakat benim kahvaltı sonrası sigaramı mutlaka kahveyle beraber içmem gerekiyordu.  Hızlıca cüzdanımın yanına giderek bozuk paralarıma göz attım.  Cüzdanımın yanında sadece 30 kuruşum kalmıştı.  Eğer akbildeki küçük servetimi saymazsak;  evet bu benim bütün mal varlığımdı.

Bakkala gidip üçü bir arada kahve alacaktım fakat sürekli değişen kahve fiyatlarından ötürü 35 kuruş gibi bir fiyatla karşılaşacağımdan korkmaya başladım birdenbire.  Bu korku kafamın içinde gittikçe büyümeye başladı.  Gözümün önünde nefret dolu bir bakkal canlanıyordu.  Gün boyunca "5 kuruş çıkmadı sonra bırakırım abi" diyen müşterilerin dükkana uğramış olabileceğini düşündüm.  Bakkalın nefretini anlamaya başladım.  Yaptığım bu anlamsız empati beni o 5 kuruşu bulmak konusunda iyice şevklendirdi.

Muhakkak evin bir yerlerinde para olmalıydı.  Aramaya çok basit yerlerden başladım.  Arama esnasında bir de sigara yaktım gergin insanın doğal tepkisi olarak.  Ne büfede ne de bilgisayar çevresinde hiç para yoktu.  Kumbara deseniz zaten bomboştu.  Ayıp olmasın diye geçerken şöyle bir salladım.  İnanılmaz hafifti, boştan da hafif.  Sanki borçlanmış gibiydi.  Şöyle bir koltuk altlarına elimi atayım dedim son çırpınışlarımdı artık.  Ümitsiz bir denemeydi aslında.

Derken telefonum çaldı.  Borsacı arkadaşımdı arayan.  Bana alışveriş dünyasının yeniliklerini anlattıktan sonra, inanılmaz güzel bir gömlek gördüğünü hem de indirimde olup sadece 60 lira olduğunu söyledi.  Dediğine göre bu gömleği kesinlikle kaçırmamalıymışım.
"60 lira mı?  İnanılmaz.  İlk fırsatta gidip alıyorum" diye haykırdım bir anda.
"Paran yok değil mi senin yine?" dedi.  Beni çok iyi tanıyordu.
"Biraz var, sorun yok." derken gözüm 30 kuruşun üzerine gitti ister istemez.

30 kuruş öyle bir miktardı ki üzerinde gözlerinizi üzerinde gezdiremezsiniz.  İnanılmaz az bir yer kapladığını söyleyebilirim.  Bir anda gözünüze çarpabilir bunun için de ya "çok şanslı!" ya da çok keskin gözlere sahip olmanız gerekir.

Ben çok şanslı sınıfındandım.  "Ama keşke 35 olsaydı" diye düşünmeden edemedim.  Başıma ne gelecekse gelsin.  "Gerekirse o bakkalın nemrut suratını çekerim ama kahvemi içmem lazım artık" diyerek 30 kuruşumla evden dışarı çıktım.  "Yeterince kararlı bir şekilde parayı masaya koyarsam belki bakkal şaşırıp paranın eksikliğine laf edemez, ben de sert adımlarla dışarı yürürüm" diye düşündüm.

Dükkandan içeri girdim.  Tam düşündüğümü yapacak cesareti yolda toparladım.  Kendi kendimi iyice hırslandırmıştım.  Sevdiğim kahveden alıp tezgahın üstüne 30 kuruşumu vurdum.  Bakkalın gözlerinin içine dik dik bakarak "kahve aldım!" dedim.  Arkamı dönüp sert adımlarla dışarı yürüdüm.  Planım yolunda gitmişti.  Bakkal hiç sesini çıkaramadı.  Kaldı ki, belki de ses çıkaracak bir durum da yoktu ortada.

Eve döndüm, suyu ısıttım, kahvenin poşedini çöpe atacaktım ki çöp kutusunda torba kalmadığını gördüm.  Takmayı denediğim üç poşet de sırasıyla delik çıkınca kahvenin poşedini mutfak tezgahının üzerine fırlattım.

Tam sigaramı yakmıştım ki kapı çalındı.  Açtım, S. bütün çekiciliğiyle karşımda duruyordu.  İnanılmaz seksi görünüyordu.  Salonda geçtik, bana gününü anlatmaya başladı.  Günü bittiğinde haftasını anlattı.  İş hayatını, sıkıntılarını anlatıyordu fakat bir noktadan sonrasında dinlememenin ötesine geçen bir şeydi benim yaptığım: Resmen anlattıklarını duymuyordum.
Kahvemi içip onu süzüyordum bir yandan.  "Kahve ikram edemedim sana kusura bakma, üçü bir arada kalmıştı bir tane onu yaptım ben de" dedim konu biraz dağılsın diye.
"Üçü bir arada içmesene, içinde kanserojen madde varmış onların" dedi.

Birdenbire kan beynime sıçradı.  Kahveyi kafama diktikten sonra, sigaramın son nefesini çekip söndürdüm.  Ayağa kalktım, yanına gidip elini tuttum.
"Hadi odaya geçelim."

Yorumlar

  1. Bence bir dahaki sefere pantolon veya ceket ceplerini denemelisin. Oralarda para bulma ihtimalin çok yüksek :) Cüzdan da neymiş(?) :D

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...