Ana içeriğe atla

Kitapçı

Taksim'in yanında adının bile okunmayacağı kadar boş olan Kadıköy kalabalığında bunalmaktaydım.  Beni sıcacık yuvamdan çıkarmayı başaran uzaklardan kısa bir süreliğine İstanbul'a gelmiş bir arkadaşımla buluşacak olmamdı.

Hava buz gibiydi.  Soğuk rüzgar, önümde yürüyen birbirine sarılı çiftin yarattığı koruyucu duvar etkisi sayesinde bana ulaşamıyordu.  Tabii bu yaşadığım sıcaklık biraz da boyumun kısalığından kaynaklanıyordu.

O çifti çok sevdim, öyle ki arkalarından hiç ayrılmak istemedim.  Fakat biraz yavaş yürüyorlardı.  Benim için sorun yoktu.  Adımlarımı onlara uygun bir biçimde atmayı öğrenmiştim.  O derece birlikte adım atıyorduk ki,  yere basma anlarımız bile aynı olmuştu.  Senkronize takipte başarılı olduğumu anladım sayelerinde.

Ara sıra durup bir dükkanın vitrinine dönüyordu kız,  sevgilisine büyük bir sevinçle çantalardan birini gösteriyor, adam ise sıkılgan bir tavırla "evet çok güzelmiş diyordu."  Onlar durunca ben de hemen dükkanın vitrinine yapışıyordum.  Tam o sırada kız sağına dönüp bana aynı çantayı gösterse, o adamdan çok daha iyi bir beğenme taklidi yapabilirdim.

Vitrinin önündeyken kız beni fark etti.  Sonrasında erkek arkadaşının kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra adam da bana baktı.  Ama bu sıcağı terk edecek değildim.  Hakkımı sonuna kadar istiyordum.  Tekrar yürümelerini sabırla beklerken, bu kadar uzun süre bayan çantalarına bakmaktan birazcık midem bulandı.  Onlar da soğuğa fazla dayanamayarak yürümeye devam ettiler.

Hemen arkalarından yola koyuldum.  Fakat henüz bir dakika yürümemiştik ki, çift benim asla gitmek istemeyeceğim yöne doğru saptı.  Dönerken de adam arkasına dönüp, hala takip ediyor muyum diye beni kontrol etti. Tabii ki takip etmiyordum sadece üşümeye başlamıştım.


Saatime baktım, arkadaşım yakınlarda olmalıydı.  Arayıp yerini sordum fakat rüzgardan dolayı duymakta güçlük çekiyordum.  Tam olarak ne dediğini anlayamadım.  Sadece aradan "Pipisto" kelimesini çıkarabildim.  "Hemen geliyorum oraya" diye bağırdım telefona sesim gidebilsin diye.

Pipisto Kitabevinin kapısından girip hemen içerdekileri süzdüm.  İçerde üç tane kız vardı fakat ikisinin arkası dönüktü.  O ikisinin yüzünü görebilmek için birkaç adım daha ilerledim.  Bir yandan gelen giden var mı diye dükkanın girişine dönüp dönüp bakıyordum.

Tam o dönüp bakmalar esnasında Pipisto çalışanının bana doğru dik dik baktığını fark ettim.  Gözlerini üzerimden ayırmıyordu.  Onunla göz göze geldiğimde, gözüne far tutulmuş tavşan gibi kilitlenip kaldım.  Kitap çalarken yakalamış gibi bakıyordu.  Adamın bakışları öylesine kendinden emindi ki, şöyle bir ceplerimi yoklasam, çalıntı kitap veya cd bulabileceğime kendim bile inanmaya başladım.  Arkadaşımın burada olma veya buraya gelme ihtimali olduğundan dışarı kaçmayı düşünmedim.  Tabii bunda dışardaki ölümcül soğuğun da etkisi vardı.

O iki kız bir türlü arkasını dönmüyordu.  Onlar dönmedikçe benim de merağım artıyordu.  Arkalarına gidip seslenmeyi düşündüm fakat içlerinden en azından birinin yanlış kişiydi.  O yanlışlığın yaratacağı  gerilim beni bunu yapmaktan alıkoyuyordu.  Yapabileceğim bir şey yoktu.  Kendimi yüzlerini görene kadar kitapların önüne attım.  "En azından kitap seçiyormuş gibi görünürüm" diye düşündüm.

Önümde bulduğum ilk kitap bir kişisel gelişim kitabıydı: "İnsanlara her istediğinizi yaptırın"
Bu nasıl bir özgüvendi anlayamadım, kitabın yazarına baktım, Darth Vader olmadığını görünce zaten kitaba hiç itimadım kalmadı.

Biraz sağa doğru kaydım, kayarken de kızları kontrol ettim.  Bir tanesinin o olmadığı kesinliğe kavuştu.  Diğerine hala seslenecek cesaretim yoktu.  Bu arada satıcının gözü hala üzerimdeydi.  Önümde bulduğum kitap, nasıl bir bilinçsizlik halinde basıldığı belli olmayan, bir genç kızın akıl almaz sığ yaşantısını övünçle anlatırken erkekleri de yerden yere vurmayı ihmal etmediği potansiyel bir bardak altlığıydı.  Hem de 22. baskısı olmuştu.  Bu kadar titiz insanların olduğunu bilmek beni mutlu etti.

Kitap bakıyormuş gibi görünsem de elime almaya utanmayacağım bir kitapla henüz karşılaşamamıştım.  Çalışanın gözünde ne kadar saçma göründüğümü fark ettim.  Biraz daha sağa kayınca önümde İnce Memed belirdi.  Dört kitaplık seriden acilen birini elime alıp arkasını incelemem gerekiyordu.  Kıvrak zekamın ürünü olarak üçüncü kitabı alıp okumaya başladım.  Böylece seriye devam eden potansiyel müşteri imajı çizebilirdim.  Bir yandan kitabın arkasını okuyup bir yandan çalışan adamı kesiyordum. 
Bu dükkanda başka müşteri yok muydu?  Neden bu adam sürekli beni izliyordu?  Neydi beni bu kadar şüpheli kılan? Bu dükkanın çıkışında alarm sistemi yok muydu?  Veya içinde güvenlik kameraları?  Bu adam müşterileri mi kaçırtmak istiyordu yoksa beni mi?
Eğer kaçırtmak istediği gerçekten ben isem direncim yeterince kırılmıştı.  Ben bütün bunları düşünürken yüzünü görmeye çalıştığım diğer kızın da artık dükkanda olmadığını görmüştüm.

Neden aramayı denememiştim ki?  Kesinlikle o kitapçıyla göz göze geldiğimde ne yapacağımı şaşırmamdan kaynaklanıyordu.  Hemen telefonumu çıkarttım, ben orada kendi kendime gerilirken beni üç kere aradığını gördüm.  Aradım, bu sefer sesi geliyordu, kitabevinden tamamen alakasız bir yerde beni bekliyordu.  Bu dükkanla artık sonsuza kadar işim kalmamıştı.  İçime sonsuz bir huzur yerleşti.

Dükkanın kapısından dışarı çıkıp alarm sistemi ötmeyince iyice rahatladım.  Ve son bir kez dönüp çalışanla göz göze geldim.  Hala gözü üzerimdeydi.  Tüm cesaretimi toplayıp, gözlerinin içine dik dik baktıktan sonra:  
"Efendi, efendi!  Senin o Pipisto dediğini kadınlar neresine sokuyor biliyor musun?" diye bağır-ama-dım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...