Ana içeriğe atla

Sokak Masası

"Kapıdayım" diye mesaj attım ve beklemeye koyuldum barın karşısında.  Sigaramı sardım ve kapıyı izledim uzaktan.  Alabildiğine biçimsiz iki adam kapıda dikilmiş, gelen kimseyi beğenmeyerek içeri sokmuyordu.  Görevleri kendine benzeyenleri bara yaklaştırmamaktı fakat patron bu kitleyi tarif etmek için yüzlerine bir ayna mı doğrultmuştu?  Bir de özel güçleri vardır bu adamların.  Bir bakışta karşısındakinin cinsiyetini anlar, mal sayımı yapar gibi "dört erkek iki kadın almıyoruz beyler" der. Amaç içerideki taşak kokusunu bir nebze azaltmaktır tabii ki.

Ve kapıdan çıktığını gördüm. Sigaramı henüz elimde bekletiyordum.  Gerçekten güzeldi ve başkasının peşine takılıp yürümeye başladı beni görmeden.  Sakince beni bulmasını bekledim. Peşinden yürüdüğü adamın ben olmadığımı anlaması çok uzun sürmedi neyse ki.  Sonra benim olduğum yöne döndü, o kadar emin bir şekilde yaptı ki bunu, peşinden yürüdüğü adam ben değilsem kesin ben bendim.

"Çok heyecanlıyım şu anda" dedi.  Asıl heyecanlananın ben olduğumu fark etmeden.  O kadar etkileyici görünüyordu ki bu heyecanı benim yaratmış olduğumdan emin değildim.

"Sana sigara sarmamı ister misin?" diye sordum. Fakat o çantasından slim ötesi bir sigara çıkarttı, yaktım.

"İçeride müzik nasıl?"diye sordum.  "Boktan" diye cevapladı. Biliyordum! Yirmi senedir boktandır oranın müziği.

Sigarasından ardı ardına nefes çekiyor ve bir şey söylemeye hazırlanıyordu.  Heyecanını yatıştırmak için içtikçe daha fazla geriliyordu.  Kısa bir sessizlik oldu ve ben onun konuşmasını bekledim.

"Bu gece sevişmeyeceğiz!" dedi birden bire. Bu kadar hızlı söylemesini beklemiyordum.  Kim bilir bunu duyduğum kaçıncı ilk buluşmaydı.  İlk görüşte hüsrana inanıyordum artık.

"Olur öyle benim için sorun yok" dedim.  Aslında vardı.  Her zaman vardı.  Ama yıllar içinde bu cümleye bağışıklık kazanmıştım.  Hatta bazen blöf  olduğu bile oluyordu. Kadınlar niye ilk görüşmede bunu söyler?  Bu gece mi asla mı?

"Müzik o kadar boktansa seni kaçırayım mekandan, sakin bir bara gidelim" diye teklif ettim.  Başıyla onayladı, çantasını almaya içeri girdi.  Bütün yazılarımı okumuştu benimle buluşmadan önce.  Hakkımda neredeyse her şeyi biliyordu.  Bense henüz keşfedecektim.  Şimdilik sadece çok heyecanlandığını ve sevişmek istemediğini öğrenebilmiştim.

Kadıköy'ün iğrenç kalabalık sokaklarında yeni barımıza doğru yürümeye başladık.  Bar kapısından dönen bir erkek güruhu başıboş sokaklarda geziniyordu.  Belki böylesi daha tehlikeliydi.

Sokak üzerinde bir masaya yerleştik.  İçmek için en rahatsız konumdu benim için.  Çok geçmeden mendil satışları başladı.  Gerçekten ihtiyacım yok.  Otuz senedir yanımda mendilsiz gezmişliğim yok hatta gerekirse ben ona satabilirim. İyi mendilden anlarım, bunlar yirmi kuruşluk, üç katlı mendiller. "Üç kat beni kesmiyor, sümüğüm kuvvetlidir" dedim, kızın yüzü ekşidi.  Daha çok ekşitebilirdim o yüzden sessizliğimi korumam benim için her zaman daha faydalıdır.

Ama ısrarı bırakmıyor, "abla sen al bari" diye diretiyor.  Kız biraz direndi fakat mendilci onu alt etmeyi başardı.  Bir lira verdi, mendil de istemedi.  Bu alışverişte kesinlikle mantıksız bir şeyler vardı.

"Demek yazılarımın hepsini okudun?" dedim.

"Evet, onlar bence senin kullanma kılavuzun.  Hatta bazılarını iki kere okudum" dedi.

"Çalışkan bir kızsın" deyip biramdan ilk yudumu aldım.  Aslında çok çalışılacak bir yanım olduğunu düşünmüyorum, sadece ona baktığımda 'keşke benim de biraz çalışma imkanım olsaydı' diye düşündüm.

"Abi bir liran var mı?" diye yanaştı eli torbalı tinerci yandan.  'Ya siktir git' diye geçirdim içimden.  "Sağ ol" dedim kibarca dışımdan.

Biri bana bir şey satmasa da üst üste elli kere sağ ol diyerek yanımdan uzaklaştırmak gibi bir yeteneğim vardır.

"Abi bir lira be" dedi hafifçe üstüme devrilerek.

"Sağ ol"

"Abla?" Ve işte yine bir lira daha çıktı o çantadan.



Ne yapıyordu bu kız?  Herkesi etrafından bir lira vererek uzaklaştırıyor muydu?  Kumbarasını yanında mı taşıyordu?  Evden çıkar çıkmaz bakkalda yirmi lirayı birlik haline mi getiriyordu?  

Bu sorular içimde gizemini korurken "kadınlara bayan diyerek aşağıladığını farkında mısın?" diye sordu.  Böyle bir şey beklemiyordum.
"Nasıl?"
"Sonuçta Bay'dan türetilmiş bir kelime, yazılarında sürekli bayan diye bahsediyorsun kadınlardan."
"Bilmiyordum.  Üç sene önce böyle anlaşılmıyordu.  Entelektüel olmak o günlere göre daha zor.  Beni ayı olarak kabul etsen belki daha çok içine siner."
"Niye içime sinsin canım, sonuçta dediğim gibi bu gece sevişmeyeceğiz."
"Bunu tekrar edip durmasan. İçimdeki ayı üzülüyor."
"Kıyamam o ayıya" diyerek elimi tuttu.
"Yarın çekiliyor, yarın!"
"Sağ ol abi."
"Son çeyrek bilet, büyük ikramiye var."
"Sokak dolu, satarsın birine."
"Sen al."
"Ya neden ben? Zaten aldım daha önce, senin biletlere bir bok çıkmıyor."

Çantasını açtı, beş tane bir lira çıkarıp son çeyreği aldı.
Elini tekrar tutup gözlerinin içine bakarak "kaç para bozdurdun, doğru söyle" dedim.
"Yirmi" dedi utangaç bir gülümsemeyle.
"Bana gidelim mi?"
"Olur, ama..."
"Biliyorum."
Bilmiyordum.

Yorumlar

  1. Bayan kelimesiyle ilgili çok yanlış düşünceler içerisindesiniz Erkin bey.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yanlışım sürekli yüzüme vuruluyor zaten. Siz de vurun adsız bayan.

      Sil
    2. Yüzünüze vurulması hoşunuza gidiyor sanıyorum.

      Sil
  2. özlemişiz...
    ha bi de bayan :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha fazla özletmeyi düşünmüyorum kendimi. Çünkü ben de özledim yazmayı.

      Sil
  3. Kızdaki masumiyet...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...