Ana içeriğe atla

Cambaz

"Nedir şimdi program?"
"Akşam sahile gidiyoruz işte."
"Kimler olacakmış?"
"Sen tanımazsın, benim arkadaşlarım.  Çok seversin ama."
"Nerden biliyorsun?" diye geçirdim içimden.  Bugüne kadar hiçbir kadının yancısından hazzetmedim.  Ama onlar hep çok seveceğimi iddia ettiler.  Sanırım onların gözünde sevgi dolu bir imaj çiziyordum.
"Baş başa takılsak olmaz mıydı?  Kendimi biliyorum, kafam çok kötü açılacak bu gece."
"Saçmalama Erkin, söz verdik bir kere."

Hiç tanımadığım birtakım insana, az tanıdığım bir insan üzerinden söz vermiştim.  Artık bunun kaçışı yoktu.

Caddebostan'da buluştuk, iki şişe şarap alıp arkadaşlarına doğru yürüdük.
"Kim oluyor bu arkadaşların?"
"Kadıköy'den gençler işte."
"Keşke Kadıköy'de kalsalarmış."
"Daha gitmeden huysuzlanmaya başladın."
"Tamam sakinleşeceğim, arkadaşlarını da çok seveceğim bak, onlar artık benim de kankalarım."

"Bak işte oradalar" diye uzakta iki ağacın arasına halat germiş iki kız, iki erkek gösterdi.  Erkeklerden biri halatın üzerinde dengede durmaya çalışıyordu.  Dişisini etkilemeye çalışan bir hayvan gibiydi.  Dişisi onu hayranlıkla seyrediyor, bu çiftleşme yürüyüşü izledikçe daha çok midemi bulandırıyordu.
"Arkadaş sirk cambazı mı?"
"Yok, hobi olarak yapıyor, eğlencesine."
"Hobisine sokayım" diye geçirdim içimden.

Çimlere oturduk, şarabımızı açtık.  Normalde çimlerde oturmayı hiç sevmem, kıçımı ıslatan ve ağrıtan bir faaliyettir.  Fakat huysuz bir insan gibi görünmemek için sessizliğimi korudum.

Hobi cambazı halattan iniş yaptı, kızla birbirlerine sarıldılar.  Kız, sanki yüz metre yükseklikten sağ salim inebilmiş gibi sarıldı çocuğa.  "Çok şükür hayattasın sevgilim, işte şimdi ödülünü alabilirsin."  Çocuk göğsünü kabarta kabarta yanımıza geldi, tanıştık.

Arkadaşlarını seveceğimden nasıl da emindi, bu deli oğlanı sevmemek mümkün müydü?
Çimlerin üzeri yarı cambaz, yarı barzo doluydu.  Çalıların arkasında gizlice sevişmeye çalışan gençler de gecemize renk katıyordu.

"Ya X Barda bir kokteyl yapıyorlar aklınız gider.  Tadı Jager gibi ama on numara kafası var" diye gereksiz bir konu açtı cambaz.  Bahsettiği bar "isyankar bir süt çocuğu" gibi görünmüyorsanız içeri kabul edilemeyeceğiniz bir mekandı. Bense kendimi çimleri yolmaya ve şaraba vermiştim.  Bütün gecemi bu çocuktan nefret ederek geçirebilirdim.  Fakat ben on metre ötemizde oturan barzo ekibine kilitlenmiştim uzunca bir süredir.

Bizim kızlar ne zaman tuvalet için onların önünden geçse, bağırarak şakalaştıklarını ve laf attıklarını duyabiliyordum.  Sakinliğimi koruyor, yanımdaki iki lavuğa da kesinlikle güvenmiyordum.  Kaldı ki kavga çıktığında ilk kaçanın benim olmam gerekiyordu.

Birer şişe şarabı içtikten sonra, ortamdan iyice rahatsız olduğumdan dolayı kalkmayı teklif ettim.  Toparlandık, iki adım yürüdük, arkadan bir ses yükseldi.
"Gidiyor ibneler.  Karıları bize bırakın bari."
Ve gülüşmeler.
Arkamı döndüm birdenbire, bir şişe şarabın da bana verdiği yetkiye dayanarak "bize mi diyorsun?" diye diklendim.
"Yok aramızda konuşuyorduk" dedi gülerek.
Üstlerine yürümeye başlamıştım ki cambaz yolumu kesti, "bak bize dememişler dostum, hadi gidelim burdan."
"Cesaretin otuz santimden düşmeye yetecek kadarmış cambaz" diye geçirdim içimden.

İçimdeki manyak sadece otuz saniyeliğine açığa çıkmıştı ama bütün gece hiç yakınlaşamadığım kız bir anda koluma girivermişti.  Manyaklığın gücünü ilk kez keşfediyordum.

Eve dönerken altımız da sessizliğimizi koruduk

Ekipten ayrılıp Kadıköy'e vardığımızda üzerimde bir rahatlama fakat ağır bir yorgunluk vardı.  Bir apartman merdivenine oturduk, içince sapıtabiliyor olmamla ilgili özürler diledim.  Bu halim hoşuna gitmişti halbuki.  Yakınlaştık, tam öpüşmek üzereyken geri çekilip;
"Biliyorsun" dedim, "uzun bir ilişkiden yeni çıktım. Ve..."
"Of hep aynı geyik, bir ilişkiye hazır hissetmiyorsun"
O konuda da haklıydı tabii.
"Hayır, sadece yerli yersiz osuruyorum uzun zamandır.  Kalkalım mı?"

Evine kadar geldik.  Ailesiyle yaşıyordu, içeri davet edilmeyeceğimi biliyordum.  Tekrar yakınlaşmaya başladık.  Bu sefer o, kafasını geri çekti, "ayy tıpkı romantik filmlerdeki gibi, oğlan kızla tam ayrılmak üzereyken öpüyor."

Bu lafla birlikte kan beynime sıçradı.  Bu kadar boktan bir geceyi Hollywood filmine benzetmek densizliğin ötesindeydi.

"Siktirtme bana o filmleri" dedim sakince.

Öpüştük.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram

Bukowski vs. Erkin

Günlerden doğum günümdü.  Hiçbir doğum günümde parti gibi bir seçeneği aklımdan geçirmemiştim.  O kadar insanı bir araya getirip, mekanda oluşan samimiyetsiz gülüşleri izlemek pek benim keyif alacağım bir eğlence tipi değildi.  Fakat zaman zaman istemdışı bir partinin etrafımda oluştuğunu da gördüm. Neyse ki size bahsedeceğim doğum günü o partili olanlardan değildi.  Sadece bir arkadaşımla buluşacaktım.   Gece bir bara gidip içeriz diye düşünüyordum.  Akşam yemeğini yedikten sonra Kadıköy'e attım kendimi.  Vardığımda hemen arkadaşımı aradım.  Fakat yaklaşık beş kere aradıktan sonra açtığı telefonda pek de olumlu bir yanıt vermedi. "Kanka çok acil bir işim çıktı, ben bu gece iptalim."  İşte bu haber bende on dakika süren bir yıkılma yaşattı.  "Eve mi dönsem?" diye düşünsem de on dakika dolduktan sonra kendi kendime şevklenmeye başladım.  "Belki de bu bir işarettir.  Bu gece yalnız takılmalıyım.  Önce bir güzel içerim ...