Bundan üç sene önce ilk kez kendi evime çıkıyordum ve kafamda doğrusuyla yanlışıyla alınacak bir şeyler vardı. Aile evimde odamda kullandığım stor perdelerden çok memnun olduğum için bu zevkimi bütün evime yaymaya karar verdim. Öncelikle kısa süreli bir kullanımdan sonra bu perdelerin normal insan evinde tamamen kullanışsız olduğunu fark ettim. Pencereleri ya tam açık ya da tam kapalı tutmak durumunda kalıyordum ve bu durum özellikle yazları işimi çok zorlaştırıyordu. Perdelerin stor olması yetmezmiş gibi renk seçiminde de yaptığım hatadan dolayı yaklaşık bir buçuk sene boyunca gözüme ışığın girmesiyle sabah yedi sularında uyandım ve sonunda bu gidişata bir dur demek, rahat ve uzun uykular uyuyabilmek için normal perde avına çıktım.
Perde dünyasının bu denli karmaşık olduğundan haberim yoktu. Gittiğim bir perdeci bana güneşlikle fon perde arasındaki farkı anlatmak için büyük bir çaba sarf etti. "Fon perde içe, güneşlik dışa takılır" dedi ve benden anlamamı bekledi, yüzüne boş boş baktım. Biraz daha soruşturunca öğrendim ki güneşlik düz beyaz, fon perde renkli olurmuş. Renk konusunun, içe dışa takılmasından daha belirgin bir fark olduğunu düşündüm. Ayrıca bana sorarsanız tül olmayan her şeye perde diyebiliriz. Böylece sadece renkli ve beyaz seçenekleri olacaktır.
Perdeci "keşke hanımefendi gelip baksaydı bu işe" diye şaka yaptı. Yalandan gülümsedim ve bu işin bana kaldığını söyledim. Bekar olduğumu söyleyerek perdecinin gözünde daha da küçülmeyi göze alamadım.
Kendime perdecilerin tabiriyle fon perdeler aldıktan sonra sıra onları takma aşamasına geldi. Evimde takılı bir korniş olmadığı için nalburdan gidip temin ettim. Matkap işlerinde zayıf olduğum için nalbura "kornişi kime taktırabileceğimi" sorduğumda bana onun ismini verdi: Yusuf Usta
Eve usta çağıracağım zaman normalde biraz gergin olurum. Çünkü ustalar asla önden fiyat vermez ve her an fazladan masraf çıkarabilirler ama bu sefer sadece korniş taktıracağımdan biraz daha rahat hissediyordum.
Nalburdan eve kocaman kornişlerimle döndüm ve alelacele Yusuf Usta'yı aradım. On beş dakikaya geleceğini söyledi. Çok geçmeden evin kapısı çaldı. Tahmini kırk beş yaşında kısa boylu, göbekli ama zayıf, yatay çizgili yakalı tişört giymiş Yusuf Usta karşımda dikiliyordu. "Selamun aleyküm" dedi ve hemen gereken dini içerikli cevabı verdim. Esnafla orta noktayı bulmak için her şeyi yapabilirdim.
Evimde bir merdiven olmadığından tavana ulaşabilmesi için salondaki masayı cam kenarına sürdük. Korniş ve pencereyi şöyle bir incelediğinde kısa korniş aldığımı söyledi. İki taraftan yirmişer santim fazla kestirdiğimi söylediğimde "şükret bekarsın" dedi. Anlaşılıyordu ki evimi güzel perdelerle donatmak istiyorsam kesinlikle evlenmem lazımdı. Diğer bir yandan da bekar arkadaşlarım perde konusunu bu kadar detaylı incelememi gereksiz ve efemine bir çaba olarak değerlendiriyordu.
Korniş takma işlemi tamamlanınca Yusuf Usta bir yorgunluk sigarası yaktı ve etrafı incelemeye koyuldu. Bir yandan prizleri gözden geçiriyor bir yandan kendisini övüyordu. "Elektrikçiyim ben aslında. Uzmanlık alanım o ama çilingirlik de yapıyorum. Böyle korniş takmaya da gidiyorum boştaysam. Ne iş olursa yani. On sene önce falan AVM tesisatını komple bana yaptırttılar ama sevmiyorum o işleri. Çok fazla prosedür. Oralara kafana göre alet takımıyla giremiyorsun, hep izin falan çıkacak." Ustanın her cümlesini ayrı ayrı kafa sallayarak onayladım. Bu benim dünyayla iletişim tarzımdı.
Derken birdenbire ayağa kalktı, evin kapısına doğru yanaştı, kapıyı açtı. Kapını kolunu aşağı yukarı oynattı, kilidi inceledi. Kendi kendine dalga geçer bir gülümseme attı. Ben tedirgin bir bekleyiş içindeydim çünkü usta sıradışı davranışlar sergiliyordu.
"Kardeşim kusura bakma ama böyle kilit olmaz. Bu eve çok rahat hırsız girer."
"Nasıl ya?"
"Çıt diye açılır bu kapı. Ama şimdi yeni kilit sistemleri çıktı, sana onlardan takabiliriz. Çok güvenli ve şimdi taktırırsan servis ücretini de düşmüş oluruz kırk lira ucuza gelir."
Usta beni önce eve hırsız girmesiyle korkutmuş sonra da kısa süreli indirim fırsatı sunmuştu. Çaresiz kabul ettim ve altmış lira tutması gereken korniş takma işlemi yeni anahtarlarımla beraber iki yüz liraya çıkmıştı.
Bu yaşadıklarımı anlattığım arkadaşlarım kazıklanmışlığımla dalga geçip beni doldurdular. "Nasıl bu kadar saf olabilirsin?" dediklerinde "eve hırsız mı girseydi?" gibi bir savunma yapsam da bu daha coşkulu bir kahkahayla karşılık buldu. Bütün bu kahkahalar beni Yusuf Usta'ya karşı doldurmuştu. İlerleyen günlerde Usta'yı sık sık mahallede görmüş, çoğunlukla kafamı çevirip görmezden gelmiştim.
Üzerinden iki ay geçmiş, benim öfkem yumuşamıştı. Bir sabah uyandığımda tuvaletin ışığını yanmaz halde buldum. Tuvaletimde küre lamba vardı ama o döndürülerek çıkartılanlardan değildi, vantuzlu bir sistemi vardı. Küreyi daha oraya sabitlediğim gün bir daha geri açamayacağımı hissetmiştim. Haliyle o sabah ampulün altında bir müddet debelendikten sonra Yusuf Usta'yı aramaya karar verdim. Telefonda detaylı anlatıp ne yapmam gerektiğini sordum. "Ben gelip hallederim" diye cevapladı.
Yaklaşık yarım saat sonra Usta geldi. İçerde on dakika geçirdikten sonra benden çekiç istedi. Çekiçle ne yapacağını sorduğumda "sıkışmış bu, kıracağız" dedi. İşte bu çok saçmaydı. Evdeki ampulü çekiçle kırsın diye bir usta çağırmıştım. Çekici uzatıp tuvaletten uzaklaştım. Biraz sonra cam sesleri geldi.
"E bari bunun yerine aynısının döndürmelisinden koyalım" dedim. "Yok, onlar rutubet alınca çok tehlikeli oluyor. Bir anda patlayıverir banyo yaparken" diye beni korkutarak tavandan aşağı kabloyla gelişigüzel bir ampul sarkıttı.
Salona geçtik. Ampul parçalamaktan dolayı olacak bir yorgunluk sigarası yaktı Usta. Yine gözleri fıldır fıldır dönüyordu. Derken birden yerinden kalktı ve sigorta kutusuna yöneldi. Eline bir tornavida alıp kutuyu kenarından dürterek olduğu gibi yerinden çıkarttı. Kendi kendine söylenmeye başladı: "Biliyordum!"
"Ne oldu Usta?"
Eliyle sandalyeyi gösterip getirmemi işaret etti. Belli ki büyük bir olayı çözmüştü ve olay yerini terk etmiyordu. Sandalyeye çıkarak biraz daha tornavidayla eşeledi: "Sizi sahtekarlar!" diye mırıldandı.
Hiçbir şey anlamıyordum.
Masaya geri döndü ve sigarasını içmeye devam etti. Biraz dertli bir havaya büründü. "Kardeşim" dedi, "ben seni bu sigortayla başbaşa bırakamam."
"Yapma Usta, masraf çıkarma durduk yere" dedim.
"Kusura bakma, kısa devre olsa bu sigorta atmaz, bu evde yangın çıkar, yanarsın!"
Gerçekten hiç para harcayasım yoktu ama Usta durmuyordu.
"Bu mahallede apartmanlar çok eski. Ne sık yangın çıkıyor bir bilsen. Hep öğrenciler falan var tabii burada. Aynı senin gibi 'sigortaya masraf yapmayalım' derken bir bakıyorlar bütün ev yanmış."
Yavaş yavaş korkmaya başlamıştım.
"Ne kadar tutar?"
"Her şey için toplam iki yüz elli liranı alırım."
"Her şey" derken çekiçle ampul kırmasını da fiyata dahil ediyordu belli ki.
Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Evimin yanmasını istemiyordum ve sigortayı değiştirttim.
Bu son olayın üzerinden yaklaşık bir yıl geçti ve çok şanslıyım ki herhangi bir ustayla görüşmeme gerek olmadı. Olsaydı bile Yusuf Usta'yı bir daha aramamaya kararlıydım. Ama biliyordum ki o bir yerlerde insanların korkuları üzerinden servetine servet katmaya devam ediyordu.

Çok şanslısın 1 yılda ne sigortan atmış ne de ampül patlamış...genelde ustaların süre sınırı 6 ay;))))) herzamanki gibi hayatın içinden sürükleyici 1 yazı .....Not:ben stor.cuyum
YanıtlaSil