"Buyur kardeşim, geç otur şöyle" diyerek bana masasının önündeki koltuğu işaret etti.
Bu "kardeşim" sözcüğü beni hep rahatsız ediyordu. Hele bir de bunu arkadaşım bile olmayan birinden duyunca yakında geleceklerden fazlasıyla korkmaya başlıyordum.
Koltuğuma oturdum etrafı hızlıca inceledim. Penceredeki jaluzi, duvarın dibinde duran yazıcı ve odanın köşesinde duran deve tabanı bana burasının bir ofis olduğunu haykırıyordu. O sırada o da masasının gerisindeki koltuğuna yerleşti ve kendinden emin bir poza girdi.
"Nasılsın kardeşim?" diye sordu.
Açıkçası pek iyi değildim. Kız arkadaşımla yaşıyordum ve maddi durumum pek iyi değildi. Para kazanma konusunda üzerimde büyük bir baskı hissediyordum fakat mesleğimi kullanarak bu konuda başarılı olamıyordum.
"İyiyim sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim" derken eline aldığı kalemi üç parmağı arasında döndürmeye başladı.
"Çay? Kahve? Ne içersin?"
"Çay olur" dedim. Bunu çay sevdiğimden değil, kahvesini sevmeyeceğimden emin olduğumdan söyledim.
Hemen sağ arkasında duvar dibinde bulunan su ısıtıcının tuşuna bastı ve konuşmaya devam etti.
"İşler nasıl gidiyor?"
"İdare ediyorum" diye cevapladım ama bu yalandı.
Yaklaşık bir senedir üstüne çalıştığım repertuarı dinlemeye üç kişi gelmişti. Onlar da arkadaşım olduğu için para isteyememiştim. Ders deseniz dört tane öğrencim vardı. Geçtiğimiz gün onun aramış olması bana bir umut ışığı oldu çünkü klibinde oynayacak bir gitariste ihtiyacı vardı.
"Şimdi kardeşim biliyorsun daha önce Usta'yla bir klibimiz olmuştu."
Tabii ki biliyordum. Arabeskin usta isimlerinden biriyle düet yapmıştı. Zaten o klip olmasa onun adını kimse duymamış olacaktı.
"Evet."
"Sonra Usta'yı kaybettik."
"Başımız sağ olsun" dedim bunu ortak bir acı gibi göstermeye çalışarak ama aslında sonrasında üzerinden yaptığı reklam kampanyası düşünülürse bu ölüm onun için daha çok bir sevinç kaynağıydı.
"Çok zamansız kaybettik" diye beni destekledi. Tam o anda su ısıtıcısından gelen tık sesi konuyu kapatma konusunda yardımına koştu ve yerinden kalkarak çaylarımızı salladı. Yerine geri yerleşti. Sigara paketini burnuma tuttu.
Param olmayabilirdi ama beyaz filtreli sigara içecek kadar da düşmemiştim henüz. Kibarca reddettim. Ceketimin iç cebinden çıkardığım tütünü hızlıca bir kağıt ve filtreyle birleştirdim. Çayımın yanında afiyetle içeceğim sigaram hazırdı bile.
"Burayı nasıl buldun?" diye sordu.
"Çok güzel" dedim kırmamak için ama iş hanında kıytırık bir ofisti. Yani buranın çok güzel bulunabilme ihtimali yoktu.
"İşte bu minik hükümdarlığı tırnaklarımla kazıyarak oluşturdum" diyordu
sanki bakışlarıyla. Bu kendinden eminlik beni biraz daha küçük
görebilmesine imkan sağlıyordu. Masanın ucundan uzanıp sigaramı yaktı. Ortamda hiç esinti olmamasına rağmen ateşi eliyle kapatarak korumaya aldı.
"Daha önce hiç klipte oynamış mıydın?"
"Hayır" diye cevapladım."
"Sorun yok kardeşim. Elektro gitarın var mı?"
"Var."
"Ne renk?"
"Vişne rengi bir Telecaster var bende."
"Vişne mi?" derken yüzü biraz ekşidi. "Siyah elektro bulamaz mısın?"
"Yani iyi gitardır bu. Hem çevremde siyah elektrosu olan biri de yok."
"Hadi ya! Bu şarkı rock biliyor musun?"
Böylesi bir cehalet bağışlanamazdı. Nasıl olur da siyah olmayan bir gitarla rock çalmayı teklif edebilirdim? Ona karşı gitarımı savunmak için ağzımı açmaya üşendim.
"Başka gitar yok" dedim sadece.
"Olsun kardeşim, biraz da ben soruşturayım" diyerek önündeki kağıda hızlıca not aldı.
"Şimdi Erkin'im bize bir davulcu lazım. Onu nasıl yaparız?"
Bu klibin yapımı ne zaman ortak bir soruna dönüşmüştü ben de bilmiyorum. Konu hala paraya gelmemişti ve ben de soramıyordum bu işten ne kazanacağımı.
"Bilmem ki."
"Yok mu tanıdık birileri?"
"Yani biri var ama yoğun çalışan biri. Boş mudur bilmem."
Kağıda hızlıca bir not daha alarak: "Sen ona bir soruver. Ben de çevreyi soruşturayım, halledelim şu işi" dedi.
"Tamamdır."
"Siyah kot ve tişört giymen gerekecek."
Ciddi anlamda siyaha kafayı takmıştı.
"Siyah kot yok" dedim. Yüzü yine bozuldu. "Yani siyah pantolon var ama kanvas tarzı bir şey." Yüzü biraz normale döndü ama tam memnun değildi.
"Yönetmene sormam gerekiyor."
"Tamam" dedim. Rica minnet kendimi kabul ettirmeye çalışıyor gibiydim. Siyah kotum olmadığı için kendimi kötü hissedecektim neredeyse.
"Kardeşim bu sektör çok acımasız."
"Tabii, öyledir" gibi mırıldanarak başımla onayladım.
"İlk albümü yaptıktan sonra öyle bir para akışı oldu ki bana, bu ofisi kurmak durumunda kaldım."
"Neyse sonunda paranın adı geçmeye başladı" diye sevindim içimden.
"Sonra konserler yaptık ama nasıl biliyor musun? Aklına gelmeyecek yerlerde çalıyoruz. Çevremde kim varsa ihya oluyor."
"Darısı başımıza."
"Sonra Usta'yla düet yapınca benim şöhret de o dönem tavan yaptı tabii."
Konu yine o eşsiz başarısına gelmişti.
Başımla onaylayıp geçtim.
"Bir yerden sonra fark ettim ki çevremdeki insanlar benimle sadece maddiyata dayalı bir ilişki kuruyor. Bunu fark edince paradan puldan soğudum."
"Bir dakika! Ben henüz soğuyacak kadar tanışamadım ki." Açıkçası o kadar antipatik bir insandı ki başkalarının onu desteklemesi için maddi bir faktörün devreye girmesi şarttı.
Onaylamaya devam ediyor, olayın maddi boyutunun netleşmesini bekliyordum.
Aynı okulda okumuş olmamıza rağmen muhabbetimiz selamlaşmadan öteye gitmemişti. Bu iş bana kadar nasıl düşmüştü kim bilir. "Yani biz bu işten para almıyor muyuz?" diyecek olsam iç geçirip "Ah be Erkin, sen de onlardan biriydin demek" diye karşılık almaktan korkmaya başladım.
"Haftaya cumartesi uygun musun sen çekim için?"
"Yani boşum, evet."
"Tamam o zaman sabah 9.00'da seni alıp götürürüm, 17.00'ye kadar bu çekimi bitirmiş oluruz."
Konu burada maddiyattan sonsuza dek uzaklaşmıştı. Benim paragöz bir pislik olmadığımda hemfikirdik artık.
"Tamamdır, ben gideyim o zaman şimdi" dedim.
"Tamamdır Erkin'im ben seni tutmayayım. Şu bizim davulcu işini de çözüver be!"
"Araştıracağım."
Eve gittiğimde kız arkadaşım heyecanla bu işin sonucunu bekliyordu. Yaşananları anlatınca tam bir hayal kırıklığı olduğumu bakışlarından okudum.
İlerleyen günleri bu işi nasıl iptal edeceğimi düşünmekle geçirdim. O sırada para konusuna girebilmek için aklıma dahiyane bir plan geldi. Davulcuyla konuştuğumu ve kendisinin bütçe sorduğunu söyledim. Aldığım cevap karşısında kelimenin tam anlamıyla kanım dondu:
"Para mı istiyormuş? Para mara yok deseydin. Ya da sor bakalım 'kaç para istiyormuş' bizim de haberimiz olsun. Para verecek olsak Dave Weckl'ı çağırırdık, ona mı kaldık?"
Bu konuşmanın iki gün sonrasında kendisine karşı çok mahçup olduğumu belirterek acil bir çalma işi geldiğinden dolayı klipte oynayamayacağımı belirttim.
"Ah Erkin ah, öyle olsun" diyerek büyük bir fırsatı tepmiş akılsız biri olmamın üzüntüsünü yaşadı. Onunla bir daha iletişim kurmadık ama bir ay sonra klibi yayınlanınca merak edip izledim. Her şey simsiyahtı ve şarkı maalesef rock değildi.

Yorumlar
Yorum Gönder