Ana içeriğe atla

Bakkal

     Sigaram bitmiş evden çıkıp bakkala gitmiştim.  Aslında böyle başlayan bir yazıyı sizin yerinizde olsam okumazdım da, çünkü bakkala gitmek her gün yaptığımız bir şey olduğu için herhangi bir hikaye niteliği olamazdı.  Biliyorum çoğunuz oldukça heyecanlı bir hikaye okumayı planlıyorsunuz fakat bunun için biraz da aktif bir yaşantısı olan bir yazar bulmanız gerekir.  Yapacak bir şey yok, bir dağa tırmanışına gittiğimden veya manyakça bir kovalamacanın içinde olduğumdan bahsedemem çünkü yaşamımda harekete pek yer vermem.  Aslında bakkala gitmek büyük bir aktivite benim için(tabii günün 6 saatini felçli taklidiyle işten kaçmaya çalışarak geçirdiğimi düşünürseniz).
     Ama yine de size bir iyilik yaparak hikayemi tekrar düzenleyebilirim.  Mesela şöyle olsun;
Uyandığımda bir bakkal dükkanındaydım.  Etrafta kimse yoktu ve midem kazınıyordu.  Oraya nasıl geldiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu.  Dükkan açılmıştı ve bakkal beni görmezden mi gelmişti?  Neyse dedim madem bir bakkal dükkanında uyandım ve yalnızım, yandan bir topkek kapayım da yiyeyim dedim.  Derken bakkalın sesini duydum irkilerek.  Bana orda ne yaptığımı sordu ben de ona sordum anlamsız bir beş dakika bakıştık.  Neyse dedim bir sigara aldım ve dışarı doğru yürüdüm.  Tam evime doğru yol alırken arkadan biri seslendi.  Genç bir ses "şşşşt birader" diye bağırınca, "yok canım bana dememiştir" dedim.  Çünkü bana dediyse büyük ihtimalle dayak yiyecektim. Yolda yürürken arkadan biri ismimle bile seslense biraz gerilirim sanki bir tanıdık beni dövecekmiş gibi.  Aslında dayak yeme fobimle hareket etme fobim birleşince koşarak kaçma ihtimalim azalıyor ve arkadan seslenenin benden ümidi kesmesini beklemek zorunda kalıyordum.  Yine aynısını yaparak arkadan gelen sesi duymazdan gelip yürümeye devam ettim fakat arkadakinin susmaya niyeti yoktu.  Bari biraz sert bir ifadeyle döneyim belki korkuturum dedim.  "Ne var lan" diyerek arkamı döndüm kaşlarımı tamamen çatmıştım.  Neyse yalan söylemeye gerek yok sanırım dönerken çok kararlıydım bunu yapmaya ama birden kızmaya çalışır bir ifadeyle dönerek "buyur abi" diyince yeterince korkutucu olamayacağımı farketmiştim.  Genç bana bir cüzdan gösterdi benim cebimden düştüğünü söyledi, "sağol abi" diyerek aldım cüzdanımı ve evime gidip sigaramı yaktım.  Bir günü daha dayak yemeden geçirebilmiştim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Tuvalet

O kadar emindim ki içersinin boş olduğuna, kapıya varır varmaz abanıverdim.  Fakat duvar gibi sabitlenmiş kapı beni geri itiverdi.  Kapıya yüklenirken kendimi işeyeceğime öylesine inandırmıştım ki çişim üç katına çıktı bir anda. Üstünden iki dakika kadar geçmişti ve hala çıkmıyordu içerdeki.  "Koskoca mekanda nasıl olur da bir tane tuvalet olur" diye düşündüm kendi kendime.  Şimdiden olacakları seziyordum.  İçerdeki ne zaman girdiği belli olmayan şahıs, belki bir belki on dakika sonra çıkacaktı.  İki dakikaya kadar yanıma başkaları gelecek ve arkamda kuyruk oluşacaktı.  Ve bundan sonrası tam bir sessiz felakete dönüşmeye başlayacaktı. Sırayla kuyruğa eklenen herkes bana parmağıyla  tuvaletin kapısını işaret ederek fakat hiç ses çıkartmadan "dolu mu?" diye ağzını oynatacaktı.  Ben de "naparsın, bazen uzun sürebiliyor işte" demek ister gibi kaşlarımı kaldırıp, yarım ağız gülümseyerek içerdekinin avukatlığına soyunacaktım. İçerdeki ise onu b...

Yıkık Şov Podcast

    Uzun zamandır bir şey yazmaya üşeniyorum.  Bu nedenle konuşmaya karar verdim.  "Yıkık Şov" isimli podcastimize spotify üzerinden ulaşabilirsiniz.  Şimdiye kadar yazılarımı okumuş olanlar Muhsin, Hilmi ve Latif arasından hangisinin ben olduğunu kolayca anlayabilecektir.  Yaşattığım yazısızlıktan dolayı kusura bakmayın.  Umarım size keyifli vakit geçirtebiliriz.  Kişisel tavsiyem 3. bölümden itibaren dinlemeye başlamanız olacaktır.  Yaptıkça geliştirdiğimiz bir konu podcast.  Ses sorunlarını aşmamız sanırım 6 bölümü aldı ama artık iyice içimize sinen bir yayın haline geldi.  Ayrıca instagram üzerinden de yikiksov hesabında küçük kesitler bulabilirsiniz.  Herkese keyifli dinlemeler. Spotify Instagram