Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Toplu taşımanın zararları

Güneşin, kavurmayı bırakın, öldürüp bitirdiği bir yaz gününün akşamına doğru, hava ılımaya başlamış, tatlı bir huzur kaplamaya başlamıştı beni.  Mutlu yuvamda oturup müzik dinlediğim sırada telefonumun çalması, bütün huzurumu bir anda kaçırıverdi.  Arayan arkadaşım bir an önce buluşmamız gerektiğini söyleyerek yanına çağırdı.  Hazırlanmam uzunca bir süre aldıktan sonra kendimi evden dışarı atabildim. Metrobüsle karşıya geçmem gerekiyordu fakat durağa gittiğimde inanılmaz bir kalabalık vardı.  Saatime baktığımda anladım ki iş çıkışı saatiydi.  Aslında saate bakmadan da anlaşılabilecek bir kalabalık vardı ortada.  Bu kadar çok insanın aynı anda işten çıkıyor olması rahatsız edici bir ayrıntıydı.  Bu ayrıntının zararlarını yolculuğum sırasında bolca yaşamıştım zaten. Sırada kalabalığın durulması için yeni metrobüsler beklerken, arkamda oluşan yeni kalabalığın beni boğmaya başlaması çok da uzun bir süre almamıştı.  Tam en önde durduğumu sanmamla, ön...

Seğirtmek

"ve sağa doğru seğirterek yürümeye devam etti Josef K." Utanarak söylüyorum ki, en sevdiğim yazarlardan biri olan Franz Kafka'yı ne zaman düşünsem, aklıma bu cümleden başka bir şey gelmiyor.  Yıllardır beynime kazınmış şu "seğirtmek" sözcüğü ve anlamını bilmesem de tahmin edebiliyorum sadece.  "Kamuran Şipal'in edebiyatımıza kattığı en önemli şey nedir?" diye kime soracak olsanız, "Kafka" yanıtını alırsınız.  Maalesef benim yanıtım "seğirtmek" olacaktır.  Hayranlıkla okunmuş o kadar kitaptan sonra akılda tek kalan şeyin seğirtmek fiili olması üzücü değil midir?  Bu durumda çevirmenimiz, yazarın bir adım önüne geçmiş olmaz mı? Aslında ben bu seğirtmek travmasını atlatalı uzunca bir zaman geçmişti ki geçenlerde bir arkadaşım bana Herman Hesse'nin Demian isimli romanını verdi.  Kitabın kapağında "Çeviri: Kamuran Şipal" yazısını görünce bir anda ağzımdan "şimdi seğirttik işte" sözleri çıktı.  Neyse her tü...

Yersiz Davranışlar -II-

Kız:   Saat geç oldu hadi hesabı isteyelim de kalkalım. Erkin:   Nasıl gideceksin eve? K:   Normalde dolmuşa binerim ama bugün taksiye bineceğim sanırım. "Dolmuş daha uzaktan kalkıyor, bir an önce benden kurtulmak istiyor herhalde" diye geçirdim içimden. E:   Yalnız bir sorun var hesabı sen isteyebilir misin?  Ben o hareketi bir türlü yapamıyorum. K:   Hangi hareketi yapamıyorsun canım? E:   Hani elinde kalem var da, bir şeyler karalıyormuş gibi hesap istiyorlar ya, o tavır bana çok ukalaca geliyor.  Üstelik burada adisyonları kağıtta değil bilgisayarda tutuyorlar.  Yani kalem kullanmak yerine parmak basıyorlar. Şimdi ben garsonun gözüne parmağımı sokar gibi yaparsam pek hoş karşılamaz sanıyorum. Kızın canı sıkılmaktadır çabucak hesabı isteyip konuyu kapatmaya çalışır. K:   Off tamam, istedim işte. O gün ilk buluşmamızdı.  3-4 saat muhabbet ettikten sonra bir miktar öpüşmüştük.  Sümen masaya ...

Yersiz Davranışlar -I-

Çok istemiş olsam da, hayatım boyunca bir türlü kazandığını üstüne başına harcayan biri olamadım.  Senede sadece bir kez kot almaya gider ve beş dakikada deneyip alırım.  Zaten soyunma kabininde ayakkabıları çıkartmak olsun, yeni kotun düğmesini açabilmek olsun, hepsi ayrı ayrı işkence gibi gelir bana.  Kot seçerken kriterlerim de oldukça basittir.  Öncelikle ucuz olmalı, ikinci olarak da boyu benim boyuma göre 3-4 santim uzun olmalıdır.  Aslında senede bir kot alma ihtiyacı bende zorunluluktan doğmaktadır.  Çünkü boyu uzun olduğundan paçaları parçalanır, aşırı kaşımadan ötürü de kasık bölgesinde genişçe bir delik oluşur.  26 yaşına girdiğim şu günlerde nasıl oluyor da, seneye biraz daha uzayacakmışım gibi bir mantıkla kot almayı sürdürdüğümü merak ederim.  Halbuki son 10 senedir boyumun uzamayı tamamen durdurduğunu kabullenmiş olmam gerekirdi. Aslında boyumun uzaması için çok gayret sarf edildi zamanında. ...

Asansör

Saat henüz sabahın altısı.  Altıncı katta yaşayan Mustafa Bey çağırıyor.  Adamın işi zor tabii.  Her sabah işine yetişebilmek için erkenden kalkıyor.  Henüz üçüncü kattayım.  İçeride pis bir koku var.  Gecenin dördünde, sekizinci kattaki gençlerden Hakan gelmişti.  Baya bir alkol almıştı, yürüyecek hali yoktu.  Haftanın 3-4 gecesi böyle gelirdi apartmana.  Bildiğim kadarıyla iki arkadaşıyla birlikte yaşıyordu.  Apartman sakinleri ne zaman burada karşılaşsalar onlardan konuşup, buranın bir aile apartmanı olmasından söz ediyorlardı.  Belli ki aile apartmanında genç olmak zor bir işti.  Çünkü, konuşulanlara bakılırsa apartman sakinleri, neredeyse gecenin bir yarısı gençlerin kapısına, ellerinde mızraklarla dayanıp, kurban edeceklerdi. Körkütük sarhoş olan Hakan, gece kapımı açıp içeri girdiğinde, 8 tuşunu bulmakta zorlanmıştı ve üzerinden çok geçmeden, daha ikinci kattayken her yere kusmuştu.  Kendi katına vardığında ise, su...

Afrika sıcakları

Sıcak bir yaz sabahıydı.  Sıcak dediysem, aklınıza öyle ortalama bir sıcaklık gelmesin.  Televizyonda söylendiğine göre, son bin yılın en sıcak günü yaşanıyormuş.  Hatta o kadar sıcakmış ki, Afrikalı kabilelerden ödünç almışız güneşi adeta. Yatağımda dönüp durup, daha serin bir noktasını yakalamaya çalışırken fark ettim ki, bütün bu çabam yersizdi.  Çarşaf buruşmuş, üstüme yapışmış, yastığım ise terden sırılsıklam olmuştu.  Uykum olmasına rağmen sıcağa dayanamayıp kendimi yataktan dışarı attım.  "Acilen buz gibi bir duş almalıyım" derken, midemin kazındığını fark ettim.  "Önce kahvaltımı edeyim sonra banyoya giderim" diyerek mutfağa girdim.  Uzunca bir süredir evde yalnız olduğum için tezgah rezil bir durumdaydı. Buzdolabını açıp ne yiyebilirim diye şöyle bir göz gezdirdim.  Bütün malzemeleri iyice inceledikten sonra krep yapmanın uygun olacağını düşündüm.  Tezgahta kendime sadece çalışabileceğim kadar bir yer açtıktan sonra, krebin ha...

Sokak müziği

Bugün alarmımı kurup kendimi zorlayarak çok erken bir saatte kalktım.  Sabahın saat 11'inde kalkmak belki de dünyanın en zor işiydi.  Tek niyetim havanın havanın çok erken karardığı şu  iğrenç kış günlerinde, henüz aydınlıkken, bundan faydalanıp kitabımı okuyup bir ya da iki yazıyı kağıda dökebilmekti. Biliyorum ki saat 11'i erken olarak nitelendirmem, işinde gücünde olan pek çok okuyucunun bana içinden küfürler sıralamasına neden olmuştur.  Ama mantıklı düşünülürse, böyle bir kızgınlık anlamsızdı çünkü ben de kimsenin benden yüksek miktarlar kazanmasına bozulmuyordum. Müzikten yüksek paralar kazanmak benim gözümde oldukça zor bir iştir.  İlk başladığım günden itibaren bunu bilmeme rağmen kesinlikle başka bir iş yapabileceğimi düşünemedim bile. Kimilerine göre ise, bu oldukça basit bir şeydir.  Gerçekten de bu şekilde düşünüp, bu işten ciddi miktarlar kazanan insanlar görmüş olsam da, ortada bir müzik göremediğimi söylemeden geçemeyeceğim. ...

Arka sıradakiler

Ben ortaokuldayken hiç anlamlandıramadığım olaylar gerçekleşirdi etrafımda.  Sınıf arkadaşlarım her teneffüste bir araya gelip tezahürat etmeye bayılırlardı.  Arda kalan zamanlarda ise birbirlerinin götüne şaka mahiyetinde parmak atarak eğlenen bu küçük ergenler, hiç sıkılmadan ve kendilerini sorgulamadan yıllarını geçirmiş, hatta zaman zaman beni "tuhaf olan ben miyim acaba?" diye kendimle yüzleşmeye itmişlerdi. Ben tüm bunları düşünedururken zaman geçmiş ve liseye gelmiştim.  Büyük bir ümitle, geçtiğimiz üç senenin mantıksızlığının kırılma noktası olduğunu hayal ederek gittiğim lisede ise gördüğüm tablo adeta kendi mantıksızlığını yüzüme vurur gibiydi.  Çünkü hiç kimse üç aylık bir yaz tatili sonucunda karakterinde devrimsel değişiklikler yaşayamazdı. Tezahüratlar artık şekil değiştirmiş belli bir takımdan çok kendi arkadaşlarına veya hocalarına yöneltilmiş bir hale gelmişti.  Metrekare üzerine düşen pandik sayısı ve sivilcelerde ciddi bir artış gözlemlemiş...

Yazmak isteyip de yazamamak

Bu yazının başlığına baktığınızda sakıncalı bir şeyler yazma isteği duyduğumu veya aklıma hiçbir konu gelmediğini düşünebilirsiniz.  Aslına bakarsanız ne sakıncalı konulara değinmekten hoşlanırım ne de kafamın içi düşündüğünüz kadar boş.  Az önce, son yayınladığım yazının 11 gün öncesine ait olduğunu görmüş olmamdır biraz da beni bu yazıya iten. Şu anda kamburum çıkmış bir şekilde, sinir bozucu bir elektrik süpürgesi gibi ses çıkartan bilgisayarımın başında yazımı yazmaktayım.  Elektrik süpürgesi sesi bir yana yazıyı yazarken klavyeden çıkan takır tukur sesler bile sinirimi bozup yazı yazma isteğimi kaçırmaya yetiyor.  Hayatım boyunca bilgisayara (mouse hariç) hiçbir masraf yapmamış olmanın cezasını çekmekteyim adeta.  Mp3 çalarken bile zorlanmaya başlayan bu aletten ne yapsam da kurtulsam diye düşünmeden edemiyorum bugünlerde. Tüm bu karmaşa beni yavaş yavaş eskiden yazı yazdığım zamanları düşünmeye itti.  Puromu, kağıdımı, kalemimi alıp Kadıköy'de ...

Selam, beni döver misiniz?

Görsel hafızamın zayıf oluşu zaman zaman beni zor duruma sokmuştur.  Ne zaman bir kız arkadaşım olsa buluşmadan önce "ya bu sefer tanıyamazsam" diye düşünür dururum.  Üstelik bu düşünceyi altı aydır birlikte olduğum biri için bile taşıyabilirim.  Ne yaparsam yapayım onun resmini kafamda canlandıramam nedense. Kimi zaman da olur ki hiç beklenmedik bir şekilde birini tanıyacağım tutar.  Mesela iki hafta öncesinde aynı masada bulunduğum ve uzunca bir süre muhabbet ettiğim birini, yolun karşısından, bir arkadaşıyla gelirken görmüş olsam hemen selam veririm.  Ama öyle cıvık bir şekilde değil; "hatırlarsın, geçenlerde konuşmuştuk" dermişçesine gülümseyerek kafamı sallarım.  Sıklıkla böyle durumlarda karşı taraf beni tanımaz ve yüzüme bön bön bakar.  Bense karşımdakinin art niyetli olduğunu düşünmekten kendimi alıkoyamam.  Yanımdan geçip gittiğinde ise arkadaşına dönüp "niye selam verdi ki şimdi bu lavuk?" demiş gibi gelir. Geçenlerde bir arkadaşımı ça...

Eee başka neler yapıyorsun?

"Eee başka neler yapıyorsun?" bana sorulabilecek en acımasız sorudur.  O kadar özet bir yaşantım vardır ki; "evde yemek yapıyorum, arada yazı yazıyorum, gitar çalışıyorum, grup çalışmaları falan işte" geriye bir şey kalmıyor.  Ayrıca beni, karşımdakinin "başka" neler yaptığı gerçekten ilgilendirmiyor olur.  Fakat hepimiz bu soruyla her an karşı karşıya kalabiliriz.  Birkaç kere şahit oldum yanımda birine soruldu bu soru, adam başladı anlatmaya, adeta yıllardır bu soruyu beklemiş gibi: "abi dükkan açtık şimdi. Biliyorsun başkasının yanında çalışacağımıza kendi mekanımızı işletelim dedik. Hem şöyle bir projem var, böyle bir projem var".  Eminim ki karşı taraf öylesine sorduğu bu sorudan öylesine pişman olmuştur ki gece uykuları kaçmıştır. Aynı zamanda "eee" şeklinde başlayan konuşmalar beni ayrıca germiştir.  Mesela bir kızla buluşmuşum geyiğin durduğu bir nokta yaşanmış ve kız bana "eee başka neler yapıyorsun?" veya "eee ...

Rektör vs. Erkin

Son 7 yıldır öğrencisi olduğum açıköğretim fakültesinde bu yıl ilk kez 2. sınıfa geçmenin haklı gururunu yaşamaktayım.  Bana her sene sıkıntı veren şey ise harç yatırma zamanlarını takip etmek, paso çıkartmak, sınavlara erkenden kalkıp gitmek olmuştur.  365 günün toplasanız sadece altısını işgal edebilecek bu işler benim için tam anlamıyla birer işkencedir. Size geçen gün başımdan geçen bir olayı anlatayım.  İnternette harç zamanını öğrenmek için girdiğimde sadece 10 günüm kaldığını gördüm ve hemen ortalığı ayağa kaldırdım.  Diğer arkadaşlarımı da arayıp onları da bir güzel telaşlandırdım. Normalde öğle saatlerine kadar uyumayı pek sevmem ama son birkaç aydır 13:00'dan önce kalkmaz oldum.  Harç günü geldiğinde saat 12:30'da babam uyandırdı beni işlerimi halledebilmem için.  Söylene söylene kalktım bankaya doğru yol aldım.  Özellikle Kadıköy'de olmayan bir banka olmasını istedim sıra beklememek için ve Feneryolu'na kadar gittim harcımı yatırmaya. ...